Özyıkım arzusu dediğim şey intihar değildi. Yavaş yavaş mahvolmaktı. Kendini ağır ağır, her cezadan acılı bir zevk alarak bitirmekti. Benim hayatıma anlam veren tek şey buydu.
Ölmemiş olduğum için kahroluyorum. Ölmek isteyip de ölmemenin feci bir şey olduğu kafama dank ediyor. Bunu aklımda tutmaya karar veriyorum. Ölüm kesin değilse sakın deneme!
Bir şey hissetmek istiyordum. Utanç b, edep, öfke, zevk, haz, korku, kaygı... ne olursa olsun, bir şey. Ama hissetmiyordum. Ruhumla bedenim birbirinden ayrılmıştı gene. Taş kadar hissizdim. Ruhum sinek pislikleriyle dolu tavana yükselmişti. Bedenim ruhsuz kalmıştı, itaatkardı. Gün'le Kubi'yi şaşırtacak kadar itaatkardı.
Hayatımın baraj sorusu: Kemik kırığı mı daha çok acı verir, onur kırığı mı? Cevap: Kaçıncı kez kırıldığına bağlı. Kemik kırığı ile duyulan acı birbiriyle doğru orantılıdır. Kırığın şiddetti arttıkça acının şiddeti de artar. Onur kırığı ile duyulan acı ise ters orantılıdır. Darbe sayısı arttıka hissedilen acı azalır, hassasiyet tabakası kalınlaşır. Onur dumur olur.