Hayatımda duyduğum en güzel cümleydi. Hayatımda gelmiş geçmiş her şeyden daha güzeldi. Bana bugüne kadar bundan daha güzel bir şey söyleyen olmamıştı. Yüzde biri kadar bile söyleyen olmamıştı. Osman bir sürü güzel söz söylemişti. Ama beni inandıramamıştı. İnanamadıktan sonra güzel sözlerin bir anlamı olmuyordu.
Bilmem kaç milyar yaşındaki dünyamızın, kendi ekseni etrafında sabırla dönerek tamamladığı trilyonlarca günün içinde yer alan bir tanecik günün sadece benim için bir anlamı var diye yaşamıştım bunca yıl. Ali için de bir anlamının olması, o günü, yediğim tosttan gerçekten çirkin ayakkabılarıma kadar hatırlayarak bir anlamı olduğunu göstermesi birden içimdeki hüznü keskin bir acıya çevirdi.
Tiksinti duydu birden adamlardan ve herkesten. Herkesten tiksinince de yalnızlık büyüdü içinde. Yalnızlık büyüyünce anlam kayboldu. Yalnızlık boşluğa arkadaştı. Herkes kendisiyle dolduruyordu anlamsızlığın yarattığı boşluğu ya da tersi, boşluğun yarattığı anlamsızlığı, her neyse işte.