Karanlık kadar başka hiçbir şey, ışığı, mucizeyi, hazineyi göze çarpar hale getirmez. “Ruhun Karanlık Gecesi” kültürün kimi alanlarında neredeyse bir slogan haline gelmiştir.
Kutsalın kurtuluşu Hel'in ya da Hades'in karanlığında ya da "orada" olur.
İsa'nın geri dönüşü, cehennemin alacakaranlığından gelen bir parıltı gibi başlar.
Asya'nın Güneş Tanrıçası Amaterasu, dağların altındaki karanlıktan patlar. Sümerlerin Tanrıçası İnanna, bedenen su şeklindeyken "kara yeryüzünün yeni sürülmüş çukurunda yatarken, tutuşarak beyaz bir altına döner”Chiapas dağlarında her gün "sarı güneşin gökyüzünde yükselmesi için kapkara huipili (gömleği) yakarak bir delik açması gerektiği" söylenir…
Bu bakışlarda varoluşun ne demek olduğunu çok iyi anlayan bir irade görüyordum. Varoluşu anlayan biri, her işte tereddüt etmeden, bir an gecikmeden aklın gereğini yapacaktı elbette. Nasıl? Anlamsızlığın, geçiciliğin, boşluğun, her şeyin farkında olduğu halde en başta kendine karşı dürüst davranarak hayatın vahşi şartlarını kabul etmek ile harekete geçmek arasında bir çelişki olmadığını anlamak... Zor olan buydu. Onda hayran olunacak şey buydu.