“Fark etmek acıydı ama gerekliydi.”
Fark etmek, insanın gözlerini gerçeğe açmasıdır. Bazen bu farkındalık, hayata başka bir pencereden bakmayı gerektirir. Acı verici olabilir, çünkü yüzleşmek her zaman kolay değildir. Ancak bu yüzleşme, büyümenin ve değişimin ilk adımıdır.
Gerçeği görmek, kendi sınırlarını ve zayıflıklarını anlamayı da beraberinde getirir. Bu, insanı zayıflatmaz; tam tersine, güçlü bir temel oluşturur. İnsanı durup düşünmeye, yeniden başlamaya ve hayatı daha anlamlı kılmaya yönlendirir.
O zaman farkındalık, insanın kendi yolunu bulmasını ve anlamlı bir yaşam kurmasını sağlar. Çünkü fark etmek; yalnızca gerçeği görmek değil, aynı zamanda kendini bulmaktır.
akan gözyaşı kurur. o unutamadığın, artık hatırlamadığın olur. hayal dediklerin gözünün önüne gelir, yaşantın olur. olmaz dersin, tanıdığın biri yabancı olur. yabancı, birden “kalbin” olur. dün düştüğün yer, bugün dik yürümene sebep olur. sonra düştüğün yerin adı, “iyi ki yaşamışım.” olur. kızarak yaşarsın ama... “neden ben?” diyen isyanların, seni sen yapmaya vesile olur. şimdi hayat kötü diyorsun. bir gün aniden güzel olur, sana tüm kötülükleri unutturur...
Bazen şeyi merak ediyorum: Çoğu kişinin direkt ya da dolaylı olarak bir ihanet tecrübesi vardır, peki ihanet edenler nerede? Bence ihanet ettiklerini bile bilmiyorlar çünkü olayları kendi açılarından değerlendirip etik bir kalıba sığdırabiliyorlar, onlara göre o eylem ihanet olmaktan çıkıyor sonrasında. Belki de ihanet edenler, ihaneti bir zorunluluk, bir kaçış ya da hak edilmiş bir özgürlük olarak görüyor. İnsan doğası, kendini aklamaya ve haklı çıkarmaya çok yatkın. Vicdan azabı duyanlar bile, zamanla yaşananları kendi lehlerine çevirecek bir anlatı oluşturuyorlar. "Zaten yolunda gitmiyordu," "Bana bunu hissettirdi," "O da farkında ama kabul etmek istemiyor," gibi bahanelerle kendilerini rahatlatıyorlar. Ama ilginç olan şu: İhanet, yalnızca eylemi gerçekleştirenin değil, ihanete uğrayanın da kendine yeni anlatılar kurmasına sebep oluyor. Bazen intikam isteği doğuyor, bazen kendini suçlama, bazen de yaşananı görmezden gelme eğilimi. Belki de ihanetin en ağır tarafı, gerçeği olduğu gibi kabul etmek zorunda kalmak. İşte bu yüzden, ihanetin içinde olanlar değil, dışına itilenler onun gerçek yükünü taşıyor.
Yeter sandık bir çok şeyi. Konuşmayı, özlemeyi, çabalamayı ve hatta sevgiyi. Koşmak için çabalarken daha ilk adımda yoruldu sananlar. Duvarları aşamayacak kadar güçsüz olduklarından değil. Duvarların hevesi yoktu aşılmaya. Bozdurup harcadığımız yalnızlığımızdan kurtulamadık. Daha da derine hayal kırıklığından iplerle uzandık. Sanırım istenç ızdırabın ve hayal kırıklığının kaynağı. Sanırım sanmak yetmiyor. Anlamak gerek bir çok şeyi. Özellikle ne olduğunu bir başkasında.