Bazen şeyi merak ediyorum: Çoğu kişinin direkt ya da dolaylı olarak bir ihanet tecrübesi vardır, peki ihanet edenler nerede? Bence ihanet ettiklerini bile bilmiyorlar çünkü olayları kendi açılarından değerlendirip etik bir kalıba sığdırabiliyorlar, onlara göre o eylem ihanet olmaktan çıkıyor sonrasında. Belki de ihanet edenler, ihaneti bir zorunluluk, bir kaçış ya da hak edilmiş bir özgürlük olarak görüyor. İnsan doğası, kendini aklamaya ve haklı çıkarmaya çok yatkın. Vicdan azabı duyanlar bile, zamanla yaşananları kendi lehlerine çevirecek bir anlatı oluşturuyorlar. "Zaten yolunda gitmiyordu," "Bana bunu hissettirdi," "O da farkında ama kabul etmek istemiyor," gibi bahanelerle kendilerini rahatlatıyorlar. Ama ilginç olan şu: İhanet, yalnızca eylemi gerçekleştirenin değil, ihanete uğrayanın da kendine yeni anlatılar kurmasına sebep oluyor. Bazen intikam isteği doğuyor, bazen kendini suçlama, bazen de yaşananı görmezden gelme eğilimi. Belki de ihanetin en ağır tarafı, gerçeği olduğu gibi kabul etmek zorunda kalmak. İşte bu yüzden, ihanetin içinde olanlar değil, dışına itilenler onun gerçek yükünü taşıyor.