NE? Bu kitabın yazarı inanılmaz zeki. İlk 200 sayfa basit bir hafif gerilim kitabı okuduğumu düşündüm. Hele baştaki klişe varsayabileceğimiz tanışma sahnesi, tuvaletteki aralarındaki cinsel gerilimde dedim ki hayır ya paranoid şizofreni bir kadını mı okuyacağım aslında hiçbir şey gerçek değilmiş zırvalıkları.. diye düşünürken ister istemez beklentim düştü ta ki son 100 sayfa somutlaşıp tokat gibi çarpana kadar. Bilerek yazarın böyle bir giriş ve olay akışı yaptığını düşünüyorum artık. Kesin ilk 200 sayfayı yazarken sinsice gülüp dalga bile geçmiştir. Ama eminim klişeler kişesi sahnelerinde bile hiç bir romatik anda bu denli tuhaf gerilmemişssinizdir. Kitabı okurken hep hiçbir şey doğru değilmiş gibi hissediyorsunuz, en azından ben öyle hissettim. Kitapta Jeremy ve Lowen tatlı tatlı yakınlaşırken bile tuhaf bir gerginlik vardı. Aslında kitabın genel okuması gergin ve garipti. Jeremy'nin 300 sayfa kusurunu aradım veya Verity'nin şüpheli hareketini. Jeremy'nin sözlerini sürekli tartmam gerekiyormuş gibi hissettim çünkü şaşırtıcı şekilde aşırı iyi biriydi. İki kadının da ondan bu kadar iyi bahsetmesi bana Jeremy'nin davranışlarında bir terslik olduğu izlenimini yarattı. Tamam bir kadının "takıntılı" olduğunu varsayalım ya diğeri? Lowen ile tesadüfi tanışmaları, toplantıya gittiği yazar hakkında hiçbir fikri olmayan vekil olması, adını karakterin Google'da aratması ama sonradan Lowen'ın kitabını okuduğunu öğrenmemiz. Ve otobiyografi taslaklarında bahsettikleriyle olayların birebir "aynı" örtüşmesi... Hayır, kesinlikle bu herifte bir şeyler ters. Lowen ve Jeremy sahnelerinden ve taslakları okurken aşırı rahatsız oldum. Coover gerçekten deli iş çıkarmış taslaklarda. O kadar sahiciydi ki Verity'nin yazıklarını okurken göğsüm daraldı. Son mektuptaysa o çok güvendiğim inandığım
VerityColleen Hoover · Independently Published · 20186,9bin okunma
Okurken her yerini karaladığım, sayfadaki boş yerlere notlar aldığım çok keyifli bir kitaptı. Schopenhauer gerçekten işini çok iyi biliyor çünkü kitaptaki bilgiler baştan sona bir temele oturtulmuş ve kafamda birkaç yer hariç neredeyse hiç soru işareti yok. Kitabın adı Mutlu Olma Sanatı ancak bize nasıl mutlu olanacağını değil nasıl mutsuz olunmayacağını anlatıyor. Buna mukabil kitapta sıkça Aristotales'in "Aklı başında kişi hoş olanın değil, acı vermeyenin peşindedir." sözüne yer veriliyor. Mutluluk denilen şeyin pozitif hiçbir değeri olmadığını aksine bir rüya olduğunu ancak acının tamamen gerçek ve pozitif (yani yokluğunun mutluluğa yakınlaştıracağını) olduğunu söylüyor. Kitapta asla mutluluğun peşinden koşulmaması gerektiği tamamen aldatmaca olduğu, ileride bir mutluluk beklemenin yani "bir eve alsam aslında sıkıntılarımdan kurtulacağım" veya "şu işe sahip olsam tüm sıkıntılarım geçecek" gibi düşünmenin insanı kendisinin aldatmasından başka bir şey olmadığını söylüyor. Çünkü beklenilen bir mutluluğun bizde hiçbir değişiklik yaratmayacağını, bulunduğumuz andaki bu tarz beklentilerimizi sıfıra yaklaştırmaya gayret etmemiz gerektiğini aksi takdirde o şeyi elde edip mutlu olamayınca yaşayacağımız düş kırıklığının bizi çok üzebileceğinden bahsetmiş. Bu fedakarlığın bize daha iyi bir çözüm olduğunu ve bununla birlikte melankolik olmamızın da gerekli olduğuna değinmiş. Kitap bence ara ara alınıp göz atılması gereken bir kitap. Özfarkındalığımızı arttırmamız, hayat denilen serüvenin bize çok büyük bir sevinç, heyecan getirmeyeceğini hatırlatamamız gerekiyor. Hayat kurallarının size yol göstereceğinden eminim. biraz durup içinize dönmeniz gerekirse okuyunuz.
Mutlu Olma SanatıArthur Schopenhauer · Can Yayınları · 202017,8bin okunma