Ahmet Karagöz

Ahmet Karagöz
@whoemay
Türk devriminin, fikri, vicdanı ve irfanı hür çocuğu
siyasal ve sosyal bilimler master
6 Aralık 2000
20 okur puanı
Aralık 2021 tarihinde katıldı
“68’lere kadar insanlığın düşünce tarihini tavaf eden bir şakirttim. Düşünmüyordum, başkalarının neler düşündüğünü öğrenmeğe çalışıyordum. Uzun süren bir çıraklık…” (Journal, 9.8.1975)
Sayfa 53·Kitabı okudu
Reklam
“Büyük eserler, uzun doğum sancılarının mahsulüdür. İnsanlığa yepyeni dünyalar kazandıran yaratıcıların zaferinde vefanın ve sabrın hissesi pek büyüktür… Yeni ahenkler ve hakikatler müjdeleyen mücahit… kimin karşılaşacağı alnılarda aşkı çiçeklendirmek de senin vazifen. Unutma ki tavan arasında yaratacağın büyük sanat eseri, milyonların şuurundaki zinciri kırabilir… Uykusuz geceler, iftira, sefalet, doğum sancıları… işte dünyamızda hakikî sanatkârı bekleyen akıbet.” (Yirminci Asır, “Dünya Nimetleri ve San’atkâr”, 16.11.1947)
Sayfa 44·Kitabı okudu
“13 ikinci kanun 1942. Genç bir adam bir kapıyı çalıyor, şefkate susuz, hayata susuz. Hapishane, dostların ihaneti, kopuşlar, yuvarlanışlar. Tenin açlığı, ruhun açlığı ve anlaşılmayan bir kalp ve anlaşılmayan bir kafa ve anlaşılmayan bir vücut. Bir pansiyon odasındadır, koca şehirde yapayalnız. Dehâsıyla yalnız, kültürüyle yalnız, ıstıraplarıyla yalnız. 13 ikinci kanun 1942 ve tahta kapıyı yumruklayan eller, soğuk bir kış günü. Sırtında paltosu var mıydı hatırlamıyor. Belki bir dosta bir kadeh rakı ısmarlamak için satmıştı. Bütün hayatı vermekle geçti; bilgisini, zamanını, kalbini. Başkalarında yaşadı, başkaları için yaşadı. Kendisinin olmayan bir dâvâ yüzünden damgalandı ve uğrunda çarmıha gerildikleri onu taşladılar. Hayatı bir delinin yazdığı hikaye. O çakalların bile içmediği kaynak…” (Mektuplar, 12.10.1966)
Sayfa 40·Kitabı okudu
“… Mirabo’nun çoçukluğuna şahit olan bir prens şu hükmü vermiş: Bu çocuk ya Neron kadar berbat, ya Mark Orel kadar ulvî olacak.’ Ben de kendimi tahlil edeyim mi: Ya Reyhaniye kahvelerinde ömür çürüten, vaktiyle lisede okuyan ve çalışan fakat istidadı olmadığı için vazgeçen, basit, adi bir genç… veya gözlerini, hayatını hakikat uğruna feda ederek nesl-i âti destanlarına bir zafer ve fedakârlık numunesi olacak hakikî bir insan…” (18 Temmuz 1935 tarihli mektup, bkz. Yazko Edebiyat, Aralık 1982)
Sayfa 37·Kitabı okudu
Ne zaman kendimizi sahnelenmiş (ve dolayısıyla gerçek olmayan) bir performansta rol yapan aktörler olarak görürsek, ölüm işte ancak o zaman korkunçluğunu, nihailiğini kaybeder ve bir inandırma eylemi, teatral bir jest olur.
Sayfa 90·Kitabı okudu
Reklam