Adalet, insanoğlunun en eski arayışlarından biridir. Platon’un "Devlet" eserinde adaleti, herkesin kendi görevini yapması olarak tanımlar. Bu, toplumsal düzenin temeli olur. Ama çağımızda adalet kavramı, çok daha karmaşık hale gelmiştir. Eşitlik ve adalet kavramları birbirinin yerine kullanılır fakat gerçek adalet eşitlik değildir.
Adalet, ihtiyaca göre dağıtmak demektir. İnsanın ihtiyaçları, koşulları ve tarihsel arka planı göz önünde bulundurulmazsa, eşitlik adaleti doğurmaz, aksine adaletsizliği derinleştirir. Bu yüzden, adalet üzerine tartışırken empatiyi unutmamak gerekir.
Öte yandan, adalet arayışları çoğu zaman güç savaşına dönüşür. Kimin haklı olduğu değil, kimin güçlü olduğu belirler sonucu. Gücün adaletle birleştiği noktada ise gerçek tehlike başlar. Burada Michel Foucault’nun "güç ve bilgi" ilişkisi devreye girer. Bilgi, gücü üretir, güç bilgiyi şekillendirir. Adalet ise bu ikisinin arasında kırılgan bir denge noktasıdır.