O kadar güzel, paha biçilemez, manevi unsurlar var ki şu mucizevi dünyada umarım değerini bilmediğiniz o gözleriniz görür, o değerini bilmediğiniz kulaklarınız duyar, o değerini bilmediğiniz ruhunuz bu güzelliler ile sarıp sarmalanır...
Değerini hiç bilmediğimiz çok şey var şu hayatta.
"Çok düşük maaşla çalışıyorum, evimde hiçbir şey yok." veya "Bizim komşunun burda şurda evi var arabası var benim niye yok?" diyip kıyas yapma içinde insanlar. Elindekine şükretmeden daha çok istiyorlar. Sanki insanlar bir nevi 'doyumsuzlaşıyor'.
Anlamıyorum, çok malın mülkün olunca asıl, derdine otur yan. Sorgu-sual meleklerine, Rabbine nasıl vereceksin hesabını?
Yok ise bunda da vardır bir hayır demeli insan. Ama Aliden veya Veliden geri kaldım diye dert yakınıyor insanlar. "Yok bu marka değil giymem ben." diyen çocuklar yetiştiriliyor.
Sonra bu büyüyen çocuklar kendilerine göre doğru kişiyi, kalbinin sahibini bulunca evlenme kararları alıyor. Üzerine, hikayelere, boomeranglara veya resimlere boğuyorlar aşklarını. Yere-göğe sığmıyor o vıçvıç, limitsiz ilişki. Birlikte yedikleri bir lokmaları dahi sosyal medyasında yayınlanmadan geçmiyor. Wc'nin övünmesi gerekenleri kendileri yapıyorlar. O hayatının aşkı ile yapacağı en görgülü en cool harekettir yediklerini paylaşmak tabiki de!!
Hatta şu yere-göğe sığmayan aşkı için ölüyorlar ama nişanda komşu kızına alınan o nakışlı sandık kendisine alınmadı diye ayrılır. Hiç gözünü kırpadan aniden ayrılır hemde. Savunması da "ben bir kez evleniyorum ve bu yaşa bir kere geliyorum" cümlesidir. Hadi yaaa? Hadi ya! Vayyy.. Bende diyorum 18. yaşıma niye gidemiyorum geri.
O hayatının aşkını seçerken; cüzdanının sağlamlığına değil de karakterinin sağlamlığına baksaydı; kız kolleksiyonuna yapan değil de kitap kolleksiyonuna baksaydı; seccadesine olan