Tugay Kazancı

Tugay Kazancı
@wickedchld
wickedchld for years, also named citizen insane.
Biyomedikal Mühendisi
Ankara Üniversitesi
Ankara
136 okur puanı
Haziran 2020 tarihinde katıldı
Sadece bugünün şikayeti bugünün sorunu da değil ki, dağlar kıvrılır şu huzursuzluk hâline, yine yazının akışı belirlesin nereye gideceğini bu metnin, içim dökülsün etsin karanlığında bahtın, karanlığında gecenin - gündüzün karanlığı var mı da- var bu arada - bu kafa mı bu iş mi bu gösteriş mi, bu alışkanlığın kendi mi gecede gündüzde kör eden emin değilim ama günlerim karanlık içine- böyle dediğime de bakmayın bin kitap alemi, harbi eğlenirim de gülerim de yansıtırım da pozitifimi, pozitifi mi? Doğru tabi, pozitifimi kendi pozitifimi. Okuyacağım bir kitap, gideceğim bir yol, kaygılanıp da üstesinden geleceğim bir iş olsun yeter ki, peki bu kadar büyütmeye yeter mi ki abartmaya, söyleyeyim: yetiyor. Beklentim fazla sanırım hâlâ, direnç koyduğumu iddia ettiğim şu çirkin çürümüşlükte hâlâ daha yeşillenecek, dallanıp budaklanacak güzellikler buluyorum, ümit kaybolmuyor yani, evril babam evril, tanrıya, meditasyona, film iştahıma vs evriliyor. Evrilsin de ama bir önümüzü görelim istedik diye de bu kadar elden eteğimizi çekmiş bellemeyin şu zıkkım erkeklikten, parasız reklamsız adamdan saymıyorsunuz belli de bari şu hâli itiraf edip ona göre de bir empati devşirin, okumuşun ağlaması koyuyorum bu iletinin adını. Bir o eksikti zaten, onu da az önce tamamladım, fakirin varlığı da böyle oluyor işte, geleceğe kararsızlıklar kaygılar yanında eşdeğerinden büyük umutlar, çabalar, şikayetler fışkırtacağım miras olarak. Abiniz kendini cömertlikten de, ince düşünmelerden de emekli etme dualarıyla uyumayıp zaten ertesi güne de kabul olmuş uyanmıyor, olay dua da değil duasızlıkta, olsa denenmişlerden gözlerdim. Yarın işimize bakalım, çantamızı takalım, yüzüklerimizi takınıp blisterin yolunu tutalım, kendi kendi yolumuz diye hakkını her gün yeniden verelim, ne diyelim, belki hat höt,
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Bunca sorumluluğunu kimin alacağını kestiremediğim/bilemediğim/öngöremediğim sorular arasında merkezde toplaşmış insanların insiyatif almasını beklermiş gibi etrafı gözetirken yanıt vermeye niyetli -henüz cesur olmasa bile niyetli- insanların korkulu bakışları arasından Sigur Ros "Svo hljótt" yükseliyor benimle, onun karmaşanın içine dalan, bu böyle bitmez, ne ilk ne soncu özgür tavrıyla çatapat dövüşe hazırlanıyorum, zannediyorum ki şu an haklarını teslim alacağını bildiğim insanların yanında savaşa bile gidebilirim sokaktan, varacağım yer 500 metre ilerisi bile olsa neden nasıl demeden bodoslamasına salınabilirim, o yüzden bu müzik şu an gerisin geri sarıyor her seferinde daha ileriye gidebilecek cesareti bana verebilecekmiş gibi, bilemeyiz de nereye varacağını bunun sonunda aklımda uyandırdığı şeylerden sonra.
"Erkek" ve "kadın" biyolojik değil, toplumsal kategorilerdir sözünü dünden bugüne baktığımızda ziyadesiyle karşılayan bir tablo, oluşturulan mitlere göre şekillenen cinsiyet rolleri, giyimleri, kuşamları birbiriyle zaman içinde keskin bir şekilde ayrılarak aslında hayal ürünü olduklarını ve değişebilir göreceli kavramlar olduğunu açıkça belli ediyor, bu bağlamda medeniyetler adına oluşturduğumuz hemen her kültür ve değerin hayal gücümüzle oluştuğunu ve bunların hukuksal sözleşmelerle tescillendiğini bilmek değerli, neyi kabul etmek isteyip istemediğimizi ancak kurallar, yasalar bağlamında "değiştirebilir" konumda olduğumuzu kabullenmek saygın bir vatandaş olmak için yeterli hissettirebilirdi. Fotoğrafa da dönmek isterim. Toplumsal kavramların biyolojiyle bağlarının zayıflığını öne sürmek için muazzam bir örnek. Feminenlik ve maskülenlik atfedilebilirliği de yine bizim hayallerimize, o dönemin dokusuna uygun olarak şekilleniyor. Ne yazık ki bütün bunların ilahsal, tanrısal bir esastan kaynaklandığını düşünmek (inanmak) bireyler ve toplumlar için daha kolay olduğundan hiç olmayacak sebeplerden baskı altında kalmamız can sıkıcı.
Bir hayvanat bahçesine gitmiştim zamanında. O zaman en tehlikeli hayvanlardan biri olarak gördüğümüz bi yılan türünü uzunluğundan çok az daha büyük bir kafes tarzı alana hapsetmişlerdi, o zaman o daracık alanın onun yaşam alanı için ne kadar engelleyici ve sınırlayıcı olduğunu düşünmek epey rahatsız edici ve üzücü gelmişti. Şimdi bu buzağılara yaptığımız endüstriyel cehennem, sapiensin en büyük kepazeliklerinden biri olarak gözümde büyüdü, somut hale geldi, malesef. Yıllar boyu kendi ihtiyaçlarını gidermek için belli formüller üzerinden vahşetle ilerlemesi belki doğanın kanunu hâline gelmiş olabilir ama yine de zalim ve ürkütücü dememize engel değil, kitlesel hâline getirdiği her davranış biçimi için de kendine bir korunak, dayanak yaratıyor olması da türün diğer sinir bozucu bir hükümranlığı.
Tüm bu bize tarih öncesi gibi gelen insan cinsinin farklı türlerinin hayal gücüyle ortaya çıkardığı sanat eserleri ve belli mekanik üretimler; bize dair çok az bilgiye sahip olduğumuzu ve keşfedilecek, keşfedilmesi de gereken nice bilginin derinlerde olduğunu hatırlatıyor. İleriye dönük bir teknoloji devrimi yaşanırken geçmişe - kendi ortak akrabalarımıza - bakmak ve onları anlamaya çalışıp buna uygun adımlar atmak sapiens için daha makul sonuçlar verebilirdi ama ne yazık ki rastlantısallığın hızlı atılımlarını ve çabuk gelişimini, olgun ağır adımlara tercih eder vaziyetteyiz.