Kral Davud'in, üzerinde 'her şey gecer' yazılı bir yüzüğü varmış. İnsan üzüldüğünde bu kelimeler onu neşelendirir, neşeli olduğunda ise bu sözler onu üzer.
Anında ortalık pislikten, sarhoşluktan, ahmaklıktan ve aldatmacadan geçilmiyordu. Ancak bütün bunların yanında köylü hayatının genel olarak güçlü, sağlam bir temele oturmuş olduğu hissedilebilirdi. Sabanının ardından giden köylü her ne kadar hantal bir vahşi hayvan gibi gözükse de, kendini votkayla her ne kadar aptallaştırsa da, ona birazcık yakından baktığınızda içinde gerekli ve çok önemli, mesela Maşa ve doktorda olmayan bir şeyin var olduğunu hissedebilirdiniz. Dünyadaki en önemli şeyin adeta hakikat olduğuna inanır; kendisinin ve halkının kurtuluşunun yalnızca tek bir hakikatte olduğunu bilir. Bu nedenle adaleti dünyadaki her şeyden çok sever. Karıma camın üzerindeki lekeyi gördüğünü ancak camın kendisini göremediğini söylemiştim. Yanıt olarak ya susuyor ya da Stepan gibi 'ü-lü-lü-lü' diye mırıldandı yordu. Bu iyi yürekli, zeki kadın öfkesi yüzünden sararıp solduğunda, doktorla ayyaşlık ve dolandırıcılık hakkında sesi titreyerek konuştuğunda beni şaşkınlığa sürüklüyor, unutkanlığıyla etkiliyordu. Babasının, yani mühendisin de içki içtiğini, hatta çok içtiğini, Dubeçnya'yı aldıkları paranın yüzsüzlük ve arsızlıkla dolu sahtekârlık yoluyla elde edildiğini nasıl unutabilirdi? Nasıl?