"Ben" mutlak anlamda birliktir (bütünlüktür) Çünkü eğer o bir çokluk olsaydı, sadece kendi varlığıyla değil, parçalarının gerçekliğiyle var olurdu. O zaman sadece kendisiyle, yani salt varlığıyla koşullanmış olmazdı (ki bu durumda aslında hiç var olamazdı) aksine, o çokluğu oluşturan tek tek tüm parçalar tarafından koşullanmış olurdu. Çünkü bu parçalardan biri bile ortadan kaldırılsaydı, tam da bu yüzden "Ben"in kendisi de (kendi tamlığı içinde) ortadan kalkmış olurdu. Fakat bu durum onun özgürlük kavramıyla çelişir; dolayısıyla "Ben" hiçbir çokluk barındıramaz, o mutlak surette birlik olmak zorundadır salt "Ben"den başka bir şey olamaz. Özgürlük tarafından belirlenen koşulsuzluk (mutlaklık) nerede varsa, "Ben" oradadır. Dolayısıyla "Ben", mutlak anlamda "Bir"dir. Çünkü eğer birden fazla "Ben" olsaydı, "Ben"in dışında başka bir "Ben" bulunsaydı, bu farklı "Ben"lerin bir şey aracılığıyla birbirinden ayırt edilmesi gerekirdi. Oysa "Ben" yalnızca kendisi tarafından koşullanmıştır ve sadece entelektüel görüde (intellektualer Anschauung) belirlenebilir; bu yüzden kendisiyle mutlak bir eşitlik içinde olmak zorundadır (sayısal olarak asla belirlenemez) Dolayısıyla "Ben"in dışındaki o diğer "ben", bu "Ben" ile çakışır ve ondan asla ayırt edilemezdi. Yani "Ben" kesinlikle sadece "Bir" olabilir. (Eğer "Ben" tek bir biricik olmasaydı, birden fazla "Ben" olmasının gerekçesi "Ben"in kendi özünde bulunamazdı çünkü o bir nesne olarak belirlenemez yani "Ben"in dışında olurdu ki bu da "Ben"in kendisini ortadan kaldırmakla eş anlamlı olurdu.) Saf "Ben" her yerde aynıdır; her yerde Ben = Ben'dir. "Ben"e ait bir nitelik (özellik) nerede bulunursa, orada "Ben" vardır. Çünkü "Ben"in nitelikleri birbirinden farklı olamaz; zira hepsi aynı koşulsuzluk tarafından belirlenmiştir (hepsi
Sınıflı toplumların ve sömürü düzenlerinin (ister antik kölelik, ister orta çağ feodalizmi, ister modern kapitalizm olsun) insanlığa vurduğu en büyük darbe sadece emeğin çalınması değildir; çok daha derindeki bir hasardır: Arzunun ve hayal gücünün sömürgeleştirilmesi. "Ezilenlerin hayali, ezen kişi olmaktır." Sistem, bireye özgürlüğün ancak "başkası üzerinde tahakküm kurarak" elde edilebileceği fikrini aşılar. Köle, sistemin adaletsizliğini sorgulamak yerine, kırbacı elinde tutan efendinin imtiyazlarına hayranlık besleyecek şekilde yetiştirilir. Dolayısıyla zincirlerinden kurtulma vakti geldiğinde, zincirleri tamamen eritmek yerine, o zincirlerin ucuna başkasını bağlamayı bir "başarı" ve "kurtuluş" zanneder. Felsefe tarihinde bu durum, Georg Wilhelm Friedrich Hegel’in "Efendi-Köle Diyalektiği" ile açıklanır. Hegel'e göre insan bilinci, kendini var etmek için bir başkasının onu "tanımasına" ihtiyaç duyar. Tarihsel süreçte bu tanınma mücadelesi bir ölüm kalım savaşına döner. Ölmekten korkan taraf boyun eğer ve Köle olur. Ölümü göze alan taraf ise Efendi konumuna yükselir. Ancak buradaki ironi şudur: Efendi, kendi varlığını ve gücünü kölenin varlığına borçludur. Köle olmadan efendi olamaz. Dolayısıyla 7000 yıldır bu bilinçle yıkanan insanlık, "bağımsız bir özne" olmayı değil, ancak bir başkasının efendisi olduğunda "saygınlık" kazanacağını düşünen sakatlanmış bir psikolojiye sıkışıp kalmıştır. Bugün kapitalizmin zirve noktasında bu köle sahibi olma arzusu ortadan kalkmadı, sadece estetik bir operasyon geçirdi. Eski dünyada köle sahibi olmak fiziksel prangalar gerektiriyordu; bugün ise "kendi işinin patronu olmak", "finansal özgürlük kazanmak" veya "pasif gelir elde etmek" gibi süslü kavramlarla pazarlanıyor. "Sen uyurken başkaları senin için çalışsın ve sana para
Felsefe
Reklam
Wilhelm, aşk olmasa hayatın ne anlamı olur? Işık vermeyen büyülü bir fener gibi! Genç Werther'in Acıları
Alıntı
Aşırı kibar insanlar genelde en insafsız ve en tehlikeli insanlardır. Wılhelm Reıch
Alıntı
"Dindarlığınızı Tanrı'ya gösterin bize insanlığınız lazım." Friedrich Wilhelm Nietzsche
Wilhelm Reich
"Cinsel yaşamını baskı altında tutan kişi, binbir türlü ahlâki ve kültürel savunma biçimi geliştirir."
Cinsellik
Reklam
Reklam