Bu ifade; özellikle kadınların sosyal, kültürel ve hukuki baskılarla kuşatıldığı bir toplumda sıradan bir doğa romantizmi değil. Aksine, acı bir ironi ve güçlü bir alegori taşıyor.
Ağaçların kök salıp yerinden kıpırdayamaması, kadının evden çıkmasının engellenmesine; ağaçların konuşamaması, kadının sesinin duyulmamasına paraleldir. Ağaçların kimseye ait olmaması ile kadının sürekli birilerine ait sayılması arasındaki uçurum ise tamamen kültürel bir icattır.
Bu cümleyle kadın aslında şunu demektedir: “Toplum bana insan gibi davranmıyorsa, ben de insan olmaktan çıkarayım kendimi.”
Toplum; kadından evine, ailesine, kocasına kök salmasını bekler fakat ondan beklenen itaate, namusa, yüklenen “aile şerefine” rağmen kadına en temel varoluş hakkı bile çoğu zaman tanınmaz. Oysa ağaçlar doğar, büyür, sadece var olurlar—kimse onlardan susmalarını, utanmalarını, gölge vermeden önce düşünmelerini istemez. Mehdoht da tam bu noktada kendini bir ağaçla özdeşleştirir: Sessizdir, dayanıklıdır, sökülmesi zordur. Kökleriyle direnir, sessizliğiyle var olur.
Beni çok etkileyen bir cümleyle kitabın bütününü özetledim gibi oldu ama okuyunca bana hak vereceksiniz!
Kitap, konuşmasına izin verilmeyen ama sessizliğiyle hayatta kalmaya çalışan kadınların trajik, kimi zaman komik, kimi zaman iç burkan hâllerini alegorik ve nefis bir anlatımla işliyor.
Kısacık ama özgürlük, toplumsal baskıya karşı içsel bir direnişin öyküsü.
5 kadın nasıl erkeksiz kalmış… Okuyun… Erkeksiz Kadınlar
Erkeksiz KadınlarShahrnush Parsipur · Can Yayınları · 20242,140 okunma
Bu kitap yorumunu Instagram'daki "alintilarlayasiyorum" profilimde de okuyabilirsiniz: instagram.com/p/ChXgRAuNCSL
Bugün günlerden 17 Ağustos. Binlerce insanın hayatını