Aslında içimizde çok fazla Nora var. Kaldırımda yürürken yanımızdan geçiyorlar belki,bir mekanda kahve içerken, alışveriş yaparken ya da hayatın dışında bir yerde insanları izlerken... Ya da belki en başta Nora'nın ta kendisiyiz. Kitap bitince kendimin yüzde 80'lik kısmının Nora olduğunu anladım. Belki yaşamayı bilmediğimden ya da belki de yaşadığımız coğrafyanın anne baba profilinin bizi keşkelerle büyütmesinden. Yaşadığımız hiçbir anda mutlu olmayı beceremediğimizden. Kanımızda sadece umutsuzluk olduğundan...
Bu sebepler sıralanır gider. Ama kitap bildiğimiz bir şeyi bir kez daha hatırlatıyor bize. Yaşadığımız hayatı en iyisi yapmak elimizde. En kötüsü yapmak da elbette.
Kim istemez ki Nora gibi istediğimiz her hayatı deneyimlemek için bir şansımızın olmasını. Ben kitaba başlarken Nora'ya çok imrenmiştim. İstediği her hayatı yaşayacaktı. Ama kitabın ortalarına doğru şunu anladım. Nora hemen her hayatında antidepresanlıktı. Hangi hayatta olursan ol her şey sende bitiyor. Hayata hangi pencereden baktığın önemli. Ben kitabın sonunda Nora'nın sosyal medyada paylaştığı bir yazıdan alıntı yaparak incelememi bitirmek istiyorum. Bu kitabın özeti orda. Mutlaka okunması gereken bir kitap.
"Yaşayamadığımız hayatların yasını tutmak kolay. Başka yeteneklerimizi geliştirmiş, bazı teklifleri kabul etmiş olmayı dilemek kolay(...)Ama asıl sorun pişmanlığın kendisi. Büzüşmemize, kuruyup kalmamıza, kendimizin ve bütün insanlığın en büyük düşmanı olduğumuzu hissetmemize neden olan pişmanlığın ta kendisi.
(...)
Kazanmanın nasıl bir his olduğunu anlamak için bütün sporları yapmamız gerekmiyor. Müziği anlamak için gelmiş geçmiş tüm müzik eselerini dinlememiz gerekmiyor. Sevgi ve gülmek, korku ve acı, bu hayattaki en geçer akçeler.
Gözlerimizi kapayıp önümüzdeki içeceğin tadını çıkarmak ve