Seni yaratmak için nasıl bir kudret gerekir?
Seni doğurmak bile böylesine güç iken.
Hangi sırrın kapısıdır gözlerinle araladığın?
Kalbimden başka var mıdır tuttuğun mesken?
Nasıl ve neyden yaratıldın ki değişti her şey,
Güzellik güzelliğini, aşk büyüsünü yitirdi.
Yüreğime böyle bir sır düşmeyeli oldu epey,
Bir sır ki bendeki acıyı, korkuyu, zoru bitirdi.
Sen ki güzel kızım Cennet'in kapısını açtın.
Tuttum ellerinden kuşlar gibi ben de uçtum,
Sana kavuşmak için yirmi sekiz yıl geçtim,
Dünyalara sığdıramadım seni daha bir avuçtun.
Parlıyor gözlerin sanki yıldızları yutmuş.
Yüzüne açtığın o güzel kapının ışığı düşmüş.
Bir adım uzağın bile yüreğimde bir kormuş.
Yaratıldığında sen cehennemin ateşi sönmüş.
BengisuAhmet Ekinci
♥️Defne♥️
İncelemeye başlamadan önce Orhan Pamuk 'un aldığı o kadar olumsuz eleştiri kalemi için krizi fırsata çevirmek gibi bir şey olmuş ki zaten edebiyatçılar için olumsuz eleştiri ilerlemenin en vazgeçilmez kapısıdır. Tabii maalesef ülkemizde zamanında kıymet bilmemek gibi bir gerçek var.İyi ki Orhan Pamuk gibi bir yazarımız var diyerek kitaba geçiyorum.
***
Yıllar önce Orhan Pamuk'un Kar kitabını okuduğumda kitabın yarısında sayfayı kapatmış yaklaşık 3 hafta kadar kitaba bakamamıştım. O gün işlemiş olduğum edebiyat derslerinden "modernizm, postmodernizm, üstkurmaca, kelimelerarasılık..." gibi gibi kavramların ne demek olduğunu ve bunu kitapları anlayabilmek için çok yol katetmek gerektiğini anlamıştım. Yıllar sonra elime tekrardan biraz da çekinerek Orhan Pamuk alınca cesaret edemedim çünkü kendimi ne denli geliştirdiğimle yüzleşecektim.
Evet olay Kar'daki kadar karmaşık gelmedi. Fakat kurgu yine efsane.
Canlı cansız bütün varlıklardan bir şeyleri okumuş olmak çok farklı bir tat bırakıyor kafamızda. Ayrıca kafamızın içinde birçok sekmenin açık kalması, cansız varlıkların dahi bakış açısını konuşturması kafa karışıklığı yaşatacak hissi verse de yazar bu ayarı o kadar iyi tutturmuş ki odak noktası şaşmıyor.
Kendimi aynı yerde birden fazla vücutta hissetmek sihirli bir değnek etkisi bırakıyor. Kimin aynı olaydan ne denli suçlu, galip, mutlu, mutsuz, pişman vs olduğunu okumak empatiyi doruk noktasında bıraktırıyor. Ayrıca araya serpiştirdiği Osmanlı kesitleri kitaba daha fazla güzellik katıyor.
Kitabı bitirirken özellikle Şükera'ya veda etmek istemedim. Güçlü durmak istemediğin zamanlarda bile güçlü kalman gerektiği gerçeğiyle yüzleşmek çoğumuz için acı olabiliyor. Şükera da hayatının her anında bunu yaşayan
Bu sensiz boşlukları sevmiyorum
Kalbim kötürüm.
Ruhum baldırı çıplak bir at, dörtnala.
Bu sensiz boşlukları sevmiyorum
O yüzden sana tutsağım biliyor musun?
Daracık zindanlar gibi aklımın duvarları..
Sen bir adım gerisindeysen gözlerimden
Ben dönülmez handikaplara meyl ediyorum.
Ve belki bir seher vakti kötürüm kalbimi yokuş aşağı yuvarlayacağım.
Ben sana tutsağım sevgilim.
Bi'sende esiyor bahar rüzgarları
Öyle ılık, öyle narin.
Okşuyorsun ruhumu tepeden.
Bi'sende zil çalıyor eteklerim.
Kara bahtıma tel tel örülü saçlarım,
Sende çözüyor kördüğümünü.
Ben sana tutsağım biliyor musun?
Uzağımdayken sen,
Yağmurları sevemiyorum mesela.
Toprak kokusu ruhumu döküyor bedenimden ince ince.
Yollarıma fırtınalar, afetler estiriyorum.
Sonra o afette boğuyorum bedenimi.
Ben bu bilinmezlikte kendimi yüz bin defa öldürüyorum.
Sesin uzağımda kalmasın istiyorum
Sen konuş ki aklımın duvarları hezeyana boğulmasın.
Uçuş uçuş saçlarım, senli şarkılarımı söylesin rüzgarlarla.
Konuş ve hisset,
Soluk gibi dolandığın bedenimi.
Ben sana tutsağım
Ve evet sen en ihtişamlı varımsın.
Ahmet Ekinci