Çocukluk çağında yaşanan ve çözümlenmemiş travmalar, yetişkinlik hayatını çok çeşitli şekillerde olumsuz etkileyebiliyor. Beyin gelişimi tamamlanmamış olarak dünyaya geldiğimizi ve yaşanan travmatik ya da olumsuz durumların beyin gelişimini etkilediğini düşündüğümüzde, bu etkinin ne kadar büyük olabileceğini anlayabiliriz
… kitap okurken, parkta kuşları izlerken, müzik dinlerken, bir gece yatmak üzereyken aklınıza ansızın geçmişten bir sürü anı geliyordur ve gelecektir. Flaşbek (flashback) dediğimiz, geçmişin bir fotoğraf karesi gibi önümüze düşüşü engellenemez. Hayatı yaşarken birçok farklı şey travmalarınızı tetikleyecektir. Yaralarınızı sardıkça geçmişe dönüşlerin azaldığını fark edeceksiniz. O sebeple, "geçmiş" toprağına elinizde bir kürekle kuyu kazmanıza gerek yok.
Çocukken bir şeylerin ters gittiğini açıkça görebilen kişilerin işi daha kolay. Oysa başına gelen her şey için çocuk hålini suçlayan kişilerin, önce bu olaylarda kendilerinin suçu olmadığını ve çocukken aldıkları psikolojik hasarı fark edebilmeleri gerekir.
Peki, bazı insanlar yaralarını neden küçümser? Çünkü bu çocukken öğrenilen bir başa çıkma mekanizmasıdır. Çocukken bunu öğrenmemiş olsalardı ne yaparlardı? Ebeveynlerine, "Bu haksızlık, sen hatalısın, yaptıkların yanlış!" diyebilirler miydi?
Hiç sanmıyorum. Peki, bu yaraları bugün neden küçümsüyorlar? Çünkü küçümsemek ve değersizleştirmek, bakmamak için harika bir yoldur. Eğer yaranın önemsiz olduğu savunmasını ortadan kaldırırsanız, yaranızla yüz yüze gelirsiniz.