"Yok canım, onu herkes yaşıyor, travma değil o! İnsanlar neler yaşıyor, bu da travma mı!" Bir şeyin travma olup olmamasını belirleyen şey ne başkalarının neler yaşadığı ne de yaşanan şeyin ne kadar çok insanın başına geldiğidir. O hâlde, travmayı travma yapan nedir?
Dünyayı algılarken, objektif şekilde algılamıyoruz. Herkes dünyayı kendi filtresi aracılığıyla algılıyor. Herkesin sahip olduğu bu filtre, bazı olayları kimileri için "travmatik" kılarken kimilerini etkilemiyor bile. Dolayısıyla travma sadece olayın kendisiyle değil, kişinin zihninde ve bedeninde bıraktığı izlerle de ilgilidir.
Yani travmayı belirleyen unsur olayın ne olduğu değil, o kişinin içinde nelere sebep olduğudur. Aynı zamanda kişinin içsel kay-nakları, kişilik özellikleri, durumun özellikleri ve geçmiş yaşantısı da belirleyici faktörlerdendir.
İnsan olarak en temel ihtiyacımız güvende hissetmektir ve hepimizde iç güdüsel şekilde "güvendeysem, hayatta kalabilirim" anlayışı hâkimdir. Hayatta kalmak için güvende olduğumuzu bilmeye ihtiyacımız vardır. Peki, güvende olduğumu nasıl bileceğim? Eğer bir şeyleri kontrol edebildiğimi hissedersem, güvende olduğumdan emin olurum. Çünkü belirsizlik ve benim o belirsizlik üzerinde kontrolümün olmaması demek, başıma her an her şeyin gelebilmesi demektir. Yani güvende hissetmek için, belirsizlik üzerinde kontrolümüzün olduğuna dair bir inancımız bulunmalı.