ben her zaman yüzkarasıydım; ya senin komutlarını yerine getirirdim –bu yüzkarasıydı, çünkü komutlar benim için geçerliydi– ya da dik kafalılık ederdim ve bu da yüzkarasıydı, çünkü nasıl olur da sana karşı dik kafalı davranabilirdim; ya da örneğin senin gücüne, senin iştahına, senin becerikliliğine sahip olmadığım için sana itaat edemezdim, ama sen yine de doğalmış gibi bunları beklersin benden; tabii en büyük yüzkarası buydu.
her durumda biz seninle çok farklıydık ve bu farklılığımız yüzünden birbirimiz için öylesine tehlikeliydik ki, ağır gelişen bir çocuk olan benim ve senin gibi gelişimini tamamlamış bir adamın birbirlerine ileride nasıl davranacaklarını biri önceden hesaplamak istese, senin beni benden geriye hiçbir şey kalmayacak şekilde düpedüz ayaklarının altına alıp ezeceğini varsayabilirdi.
çocuk mateo o kadar mutlu görünüyordu ki. onu çocukluğundan beri tanımış olmayı diliyordum.
fazladan bir hafta bile olurdu.
fazladan bir saat
birazcık daha zaman.