Hiçbir şey anlamıyorum, bilmiyorum, yapmıyorum, işe yaramamaktan tükeniyorum. Günlerce hiçbir şey yaşamıyorum, tanıdık bir yüz görmüyorum; binlerce insanın arasında yapayalnız olmanın ne anlama geldiğini bilemezsin.
sadece bir kez olsun herhangi bir taşkınlık yapıp günlerin sıkıcı tekdüzeliğinden kurtulmanın ve yaşamın büyük akışını, gençliğin delice ritmini içinde barındıran daha canlı bir duyguyu tadabilmenin yakıcı özlemi çılgınca bir hızla içinde büyüyüp duruyordu. Bütün bunlardan mahrumdu ve her günün akşamında ıssız evine, nefret ettiği daracık odasına dönüyordu; hain ellerce yayılmış gibi geniş gölgelerle kaplı, aynanın donmuş gibi parladığı bu odada geceleri sabah olduğunda uyanmaktan, sabahları da akşama kadar yaşayacağı uzun, uykulu, sıkıcı ve tekdüze günden korkuyordu.
Sonraki günlerde de değişen bir şey olmadı: Hüzünle sevinç, umutla düş kırıklığı sürekli iç içeydi; belirsiz bir duygu, ama daima yabancı olmak ve alışamamak...