Onu, Tanrım, onu bırakıp gitmek: Nasıl düşünebilmişti bunu, sanki hâlâ kendi kendine aitmiş gibi, sanki bütün duygularıyla kökünden buraya, onun varlığına kenetli değilmiş gibi nasıl böyle bir karar alabilmişti! Bedenini derinden sarsan, gözle görülür bir biçimde titreten şiddetli bir acı başlamıştı ansızın; alnından itibaren bütün vücudunu saran ve yüreğinin derinlerine kadar inen bir darbe, gece vakti şimşek çakması gibi her şeyi aydınlatan bir yırtılmaydı bu: Bütün sinirlerinin ve ruhunun her zerresinin sevdiği kadına karşı aşkla tutuştuğunu işte bu göz alıcı ışıkta fark etmemek imkânsızdı. Genç adam o sihirli sözü sessizce telaffuz ettikten sonra, sayısız küçük çağrışım ve anı açıklanamaz ve korkuyu had safhada kamçılayan bir hızla ışıklar saçarak beyninde canlanmıştı; bunlar o güne kadar itiraf etmeye ya da yorumlamaya asla cesaret edemediği ayrıntılardı ve her biri duygularını keskin bir şekilde aydınlatıyordu. Bu kadına aylardan beri sonsuz bir tutkuyla bağlandığını işte o an anlamıştı.