"Hayat, ön provası yapılmamış bir tiyatro gösterisidir. Bu alkışı olmayan tiyatronun perdesi kapanmadan gülün, şarkı söyleyin, dans edin, âşık olun. Hayatınızın her anını değerlendirin." C.C.
İnsanlar sizi hep eleştirecek, sizinle alay etmek için hep bir eksiğinizi bulacaktır ve kimse de sizi olduğunuz gibi kabul etmeye yanaşmayacaktır. Bunun için doğru bildiğiniz şekilde yaşayın ve kalbinizin sizi yönlendirdiği yere gidin." C.C.
(...) Bu dünyada herkese yetecek yer var. Ve toprak, hepimizin ihtiyacını karşılayacak kadar bereketlidir.
Hayatın bize çizdiği yol, özgürlük ve güzelliklerle dolu olabilir, ama biz bu yolu yitirdik. Hırs, insanların ruhunu zehirledi, dünyayı bir nefret çemberine aldı, hepimizi kaz adımlarıyla sefaletin ve kanın içine sürükledi. Hızımızı arttırdık; ama bunun tutsağı olduk. Bolluk getiren makineleşme, bizi yoksul kıldı. Edindiğimiz bilgiler, bizi alaycı yaptı; zekânızı ise katı ve acımasız. Çok düşünüyoruz; ama az hissediyoruz. Makineleşmeden çok, insanlığa gereksinimimiz var. Zekâdan çok, iyilik ve anlayışa gereksinimimiz var. Bu değerler olmasa hayat korkunç olur, her şeyimizi yitiririz.(...)
Narsistik gelişim süreci sağlıklı tamamlanamadığında, ruhsal sıkıntılar yaşanmaktadır. İnsan toplumsal bir varlık olma yönündeki ruhsal gelişimini sağlıklı tamamladığında olgunlaşır, toplumdaki yerini alır. Kendisi ile barışık bir fert olurken, çevresi ile de uyumlu ilişkiler gerçekleştirme yetisini kazanmış yetişkin bir birey olarak üretken hayatını yaşar. Narsistik gelişim süreci tamamlanamaz ise kusurlu, hasarlı kendiliğe sahip kişi, kendi kekremsi tadının rahatsızlığında, ne kendisi hayattan tat alabilir ne de etrafa tat verebilir. Ham meyve gibi boğazlara durur. Bekle dur ki olgunlaşsın... Yabani armut olan ahlat gibi, toplum içinde aykırı, yalnız, tek başına kalır. Gölgesi de yoktur, meyvesi de. Kışa doğru biraz yenebilecek hale geldiğinde de ancak turşusu kurulabilir. Tıpkı özelikleri fark edilmemiş, kendini geliştirme ve iyileştirme için olanak tanınmamış, dışlanmış, görülmemiş bireylerin bir ömrü verimli yaşamaksızın tek başlarına geçirdikleri gibidir. Ya da bir başka kusurlu kendilik yapısını da gençliklerinde burunlarından kıl aldırmayan, kibirli, mağrur insanların karakterlerinde görürüz. Bu insanlar yaşlandıklarında anlayışlı bir ihtiyar halini almaları, tıpkı geç olgunlaşan ahlat gibi, "çok geç" dedirtmektedir. Sonuçta, verimsiz geçen hayatlara yazık olur.