A.

Ahlat Ağacı
Narsistik gelişim süreci sağlıklı tamamlanamadığında, ruhsal sıkıntılar yaşanmaktadır. İnsan toplumsal bir varlık olma yönündeki ruhsal gelişimini sağlıklı tamamladığında olgunlaşır, toplumdaki yerini alır. Kendisi ile barışık bir fert olurken, çevresi ile de uyumlu ilişkiler gerçekleştirme yetisini kazanmış yetişkin bir birey olarak üretken hayatını yaşar. Narsistik gelişim süreci tamamlanamaz ise kusurlu, hasarlı kendiliğe sahip kişi, kendi kekremsi tadının rahatsızlığında, ne kendisi hayattan tat alabilir ne de etrafa tat verebilir. Ham meyve gibi boğazlara durur. Bekle dur ki olgunlaşsın... Yabani armut olan ahlat gibi, toplum içinde aykırı, yalnız, tek başına kalır. Gölgesi de yoktur, meyvesi de. Kışa doğru biraz yenebilecek hale geldiğinde de ancak turşusu kurulabilir. Tıpkı özelikleri fark edilmemiş, kendini geliştirme ve iyileştirme için olanak tanınmamış, dışlanmış, görülmemiş bireylerin bir ömrü verimli yaşamaksızın tek başlarına geçirdikleri gibidir. Ya da bir başka kusurlu kendilik yapısını da gençliklerinde burunlarından kıl aldırmayan, kibirli, mağrur insanların karakterlerinde görürüz. Bu insanlar yaşlandıklarında anlayışlı bir ihtiyar halini almaları, tıpkı geç olgunlaşan ahlat gibi, "çok geç" dedirtmektedir. Sonuçta, verimsiz geçen hayatlara yazık olur.
Sayfa 32
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Dünya ilk adımını atmakta güçlük çeken yalnız insanlarla dolu.
Sayfa 28 - Green Book
Yaşam, canlı bir varlığın çevresine uyum sağlama çabası. Uyum dinamik bir süreç ve bireyin çevresinde yer alan değişikliklere karşı geliştirdiği tepkilerle sağlanıyor.
Sayfa 11
Bir an bu saçma dünyanın gökdelenleriyle, tanklarıyla, hapishaneleriyle bir kurgudan başka bir şey olmadığını, kötü bir kâbusun gökdelenleri, tankları ve hapishanelerinden daha fazla bir gerçekliği olmadığını düşündüm. Bu mantık yürütmenin çerçevesinden bakınca yaşamın kendisi de uzun bir kâbusa indirgeniyordu. Bu kâbustan kurtulmanın tek çaresi ölümdü, ölüm bir tür uyanıştı. Ama neye uyanmak? İşte bu kesin ve sonsuz hiçe uyanmanın çözümsüzlüğüydü beni intihar etmekten alıkoyan. Her şeye rağmen insanın var olana bir tutunmuşluğu vardı. İnsan kusurlarını, çirkinliğinden kaynaklanan acılarını, kendi arzusuyla kendini yok etmeye yeğliyordu. Ayrıca, bizi intiharın eşiğine getiren umutsuzluğun sınırına geldiğimizde, bizi bu sınıra getiren tüm kötülüklerin bir muhasebesini yapıyoruz ve bu kötülükler ne denli katlanılmaz olurlarsa olsunlar iyi bir şey, çok küçücük ama iyi bir şey bu kötülüklerle orantısız bir değere sahip bir biçimde ortaya çıkıyor ve korkunç bir uçurumdan düşmek üzere olan birinin önüne gelen her dala tutunması gibi bu küçücük iyiliğe sarılıyoruz.