“Tita ... düşünüyordu da, çocukken bi şeyler dilemek ne kolaydı. O zamanlar, gerçekleşmeyecek dilek yoktu. Yıllar geçtikçe insan anlıyordu ki her şey istenemez, kimi istekler yasaklanmıştır, suç sayılır. Edebe sığmaz.”
Şunu bilmelisin ki senin normal bulduğun şeylerin bir başkasının normal bulduğu şeylerle aynı olmaması, sende anormal bir durum olduğu anlamına gelmez.
Kadınlar genelde kurallar içinde yaşamaya tutunurlar ve bu onları mutsuzlaştırır. Mutlu kadınları gördükleri zaman da erkeklerden çok daha bağışlamaz ve tutucu olurlar. Bağlandıkları ve acısını çektikleri kuralları önemsememiş ya da reddetmiş kadınlarla karşılaştıklarında kendi düzenlerini de tehdit altında görüyorlar sanıyorum.
Evlendiği adam, yıllar boyunca kendisi olma iradesini o derece bastırmıştı ki Revan varlığını kocasının var oluşunun doğal bir uzantısı olarak kabul etme yanlışına düşmüştü. Aslında çevresindeki bütün evlilikler zamanla, kadının erkeğin sürgün vermiş bir dalına dönüştüğü birlikteliklerdi. Bir noktadan sonra dal, gövdeden kopmanın sonu olacağını biliyor ve bütün rüzgarlara dayanmaya çalışıyordu. Bu arada düş kırıklıkları kendine dönük bir acıma duygusuna dönüşüyor; nefretler, öfkeler biriktiriliyordu.