“…Kitaplar aptal, salak olduğumuzu bize hatırlatmak için var. Onlar gösteri alayı caddeden gürültüyle geçerken Sezar’a ‘Fâni olduğunu hatırla, Sezar,’ diyen muhafız kıtası gibiler. Çoğumuz ortalıkta koşturup herkesle konuşamayız, dünyanın bütün şehirlerini tanıyamayız; zamanımız, paramız veya o kadar çok arkadaşımız yoktur. Senin aradığın şeyler dünyada, Montag ama sıradan insan onların yüzde doksan dokuzunu ancak bir kitapta görebilir. Garanti isteme. Tek bir şey, tek bir kişi veya makine ya da kütüphane tarafından kurtarılma arayışına da girme. Kendini kurtar, boğulursan da en azından kıyıya doğru gittiğini bilerek ölürsün.”
“Ben kitaplar bulabilirim…”
“Riske giriyorsun.”
“Ölmenin güzel tarafı bu; kaybedecek bir şeyin olmayınca, istediğin riske girebiliyorsun.”
Faber gülerek, “Bak, bir yerden okumadığın ilginç bir şey söyledin!” dedi.
“Kitaplarda öyle şeyler var mı? Ama durup dururken aklıma geliverdi!”
“…Oysa insanı bir televizyon odasına tohum attığında hapseden pençeden kim kendini kurtarabilmiş ki? Seni istediği şekilde büyütüp şekillendirir! Dünya kadar gerçek bir ortamdır. Gerçeğe dönüşür ve gerçek olur. Kitaplar mantıkla alt edilebilir…”
Faber, Montag’ın kirli sakallı, ince yüzünü inceledi. “Nasıl sarsıldın? Ellerindeki meşaleyi kim vurup düşürdü?”
“Bilmiyorum. Mutlu olmamız için gerekli her şeye sahibiz ama mutlu değiliz. Bir şey eksik. Etrafa bakındım. Ortadan kaybolduğunu kesinlikle bildiğim tek şey, on-on iki yıldır yaktığım kitaplardı. Bu yüzden kitapların faydası olabilir diye düşündüm.”