Toprak, mülkiyet konusu olamaz, tıpkı su gibi, hava gibi, güneş ışınları gibi alım ve satım konusu yapılamaz. Herkes toprak üzerinde ve toprağın insanlara sağladığı şeyler üzerinde eşit haklara sahiptir.
Halkın çektiği yoksullığun başlıca nedeni, halkın da bildiği ve her zaman söylediği başlıca nedeni, karnını doyurabileceği biricik şey olan toprağın, toprak sahibi zenginler tarafından halkın elinden alınmış olmasıydı. Son derece açık bır şey daha vardı:
Çocuklar ve yaşlı insanlar süt içemedikleri için ölüyorlardı, süt yoktu, çünkü hayvanları otlatacak, ekip biçecek, kuru ot elde edecek toprak yoktu. Son derece açık olan başka bir şey
de halkın yoksulluğunun ya da en azından bu yoksulluğun en önemli ve en yakın nedeninin, onu besleyen toprağın onun ellerinde değil, toprak üzerindeki bu haklarını kullanarak halkın emeğiyle yaşamakta olan insanların ellerinde bulunmasıydı. Yokluğu halinde insanların ölümüne yol açacak kadar gerekli olan topraksa, elde edilen buğdayın yurtdışına satılması amacıyla ve toprak sahiplerinin kendilerine şapka, baston, araba, bronz heykel gibi şeyleri alabilmeleri için aşırı derecede yoksullaştırılmış bu insanlar tarafından işleniyordu.