(yıllar boyunca okumayı hep erteledim. sanırım bunun sebebi şuydu; bu eseri hayatımda sadece bir kere ilk defa okuyacağım. sonrası asla ilk defa olmayacak. ve bu tadı hemen harcamaya kıyamadım. ama o gün geldi ve bitti.
2 ay boyunca dağlarla, köylerle ve memed’in cesaretiyle baş başaydım. ve şimdi bu incelemeye ne yazarsam yazayım hep eksik kalacak. yine de kendimce deneyeceğim. hadi bakalım.)
ince memed, sadece bir roman değil; insanın içini acıtan ama aynı zamanda öfkelendiren, isyan ettiren, ayağa kaldıran bir hikâye. yaşar kemal bu kitabı yazarken sanki çukurova’nın sıcağını, tozunu, yoksulluğunu ve isyanını kelimelerin üzerine örtmüş. okurken yalnızca memed’i değil, ezilen herkesin kalbini takip ediyorsunuz.
evet, kabul edelim: konu aslında bilindik. zulme başkaldıran bir başkahraman, güç sahibi bir zalim ve sonunda gelen hesaplaşma… dünya edebiyatında, destanlarda, filmlerde defalarca karşımıza çıkan bir anlatı bu. hatta ince memed dört kitap boyunca bakıldığında, olay örgüsü açısından belirli bir tekrar da içeriyor.
dört kitapta da benzer bir döngü var: memed dağlarda kaçıyor, jandarma ve onu yakalamak isteyenler peşine düşüyor. köylüler onu saklıyor, besliyor, yol gösteriyor. ve her kitabın sonunda bir ağa ya da bir bey öldürülüyor. kâğıt üzerinde bakıldığında, bu tekrar “aynı hikâye” gibi görünebilir.
ama ince memed’i ölümsüz yapan tam da burada başlıyor. çünkü yaşar kemal aynı hikâyeyi tekrar tekrar anlatmıyor; aynı yarayı farklı yerlerinden gösteriyor. her kitapta zulmün şekli değişiyor, korkunun rengi değişiyor, memed’in yükü ağırlaşıyor. kaçan sadece memed değil; bir halk, bir adalet özlemi, bir umut da onunla birlikte dağlara vuruyor.
yaşar kemal’in dili ve anlatısı bu tekrarları monotonluktan kurtarıyor. doğa yine konuşuyor, dağlar yine sığınılacak