Senin haritanda gezerken, parmaklarım yeşil tepeleri ve Galler’i her zaman bulabiliyor. Soğuk suları ve bembeyaz kireçtaşı kumsallarını. Vücudun, dualar ederek taştan yontulmuş antik bir eser, omurgaların ise tırmanırken ölmeyi göze aldığım dağlar.
Josie ve ben çok küçük olduğumuz ve anne babamızın bu şekilde kucaklaşmasını henüz iğrenç bulduğumuz için kusar gibi yapmıştık. İki insanın ömür boyu âşık kalmasını izlemenin inanılmaz nadir bir durum olduğunu henüz bilmiyordum.
Bu yüzden gerçek kederin ne demek olduğu konusunda hiçbir fikrim yoktu.
Ama şimdi kederin bir bileğitaşı olduğunu biliyordum. İnsanın bütün sevgisini, en mutlu anlarını keskinleştirip içini lime lime eden bıçaklara dönüştürüyordu. İçimden ne kadar yaşarsam yaşayayım yeri asla dolmayacak bir şey koparılmıştı.