Boileau'nun dediği gibi, "Bir ahmak kendi zekâsına hayran bırakacak daima kendinden daha ahmağı bulabilir." Her ferde tabiat bir rol oynatır. Bu hayat sahnesi üzerinde her insan bir oyuncudur. Sanatkâr kendinin hangi rol için yaratıldığını bilmeli ve bu yeteneğinin sınırları dahilinde mükemmelleşmeye uğraşmalıdır. Hepimizde diğerlerinde bulunmayan bize özgü nitelikler ve vasıflar vardır. Dâhilerin çoğu kendilerinin ne olduklarını buluncaya kadar çok uğraşmışlardır. Yetenekleri çerçevesinde kendilerini ilerletecek yolu bulamayarak sanatta ulaşmak istediklerine hasret kalanlar sayılamayacak kadar çoktur. Deha, bitmez tükenmez bir sabır isteyen ve hiçbir güçlük önünde ümitsizliğe kapılmayan bir kuvvettir diyorlar. Fakat ne kadar uğraşsa da bir kurbağa öküz kadar şişebilir mi? Doğal cüssesini geçmek için ısrarcı olduğu denemelerinin birkaçından sonra La Fontaine'in hikâyesindeki hayvan gibi çatlamaz mı? Mesele sanatın gurur sahasında ne kadar şişebileceğimizi bilerek derecemizi aşırıp tehlikeye düşmemektedir. Bir tarife göre deha, bitmez tükenmez bir usanmazlıkla çalışmaya deniyor. Eğer sadece usanmazlık ve çalışmak bu vasfı elde etmeye yeterli ise çift süren öküzler en büyük dâhilerimizdir.
Sayfa 202 - İş Bankası Kültür Yayınları-3. Basım·Kitabı okudu
Zamanı zaman yapan bizim ona izafe ettiğimiz mazi, istikbal vasıflarıdır. Bunlar yok olunca zaman nasıl var olabilir? Sonsuzluk, halin ince makasıyla ikiye bölünemez. Mazi mevcut değildir. İstikbal ise henüz gelmemiştir ve bu yüzden de o bir "yok"tur. Yalnız içinde bulunduğumuz şimdiki halden bu iki vehmedilen şeyi nasıl yakalayabiliriz? Ebediyet, bütünlüğü itibariyle "başlangıcı ve sonu olmayan bir
varlıktır. Biz hadiselere karşı hareketsiz bir seyirci konumunda bulunmuyoruz. O hadiselerin içinde yürüyoruz.
Sayfa 95 - İş Bankası Kültür Yayınları-3. Basım·Kitabı okudu