Sultan Abdülaziz'in ordu ve donanma için yaptığı harcamalara karşı çıkan sadece Fuat Paşa değildi. Jön Türkler de yayımladıkları gazetelerde, Sultan Abdülaziz'i çok ağır dille eleştirmektedirler. 1870 yılında Cenevre'de yayımladıkları İnkılap gazetesinde sultanın hatalarına değinmiş, borçlar konusuna dikkat çekmiş ve "Cülusunda yirmi milyon lira borcu olan bir devletin varisi olduğunu lisanı teessüfle beyan etmişken, padişahlığı daha on seneye varmamış ve zamanında Kırım Muharebesi gibi bir gaile zuhur etmemişken devletin borcunu yüz milyona iblağ etti. Aferin himmetine" denmiştir. Bu gazete haberi yanında Sultan Abdülaziz'in iktidara geldiği 1861 yılında 90 milyon altın olan devlet borçlarının, 15 yıllık saltanat sonunda 196 milyon altını bulduğu iddiaları da çeşitli kaynaklarda yer almıştır.
Sultan II. Abdülhamit de İngiltere'nin sahip olduğu servet ve refahı anılarında belirtmiş ve "... Biz gittiğimizde kraliçe, Victoria idi. Bana akrabalarından bir güzel kız vermek istedi. Fakat ben o zaman istemedim" der. Benzeri bir teklif daha sonra padişah olacak olan Murat Efendi için de yapılmıştı. Abdülhamit, veliahta yapılan bu teklifi vakit kaybetmeden Sultan Abdülaziz'e gizli olarak bildirdi. Teklif padişahı oldukça sinirlendirdi.
Bu seyahat, imparatorluğun mukadderatını değiştirecektir. Bu seyahat yalnız bir hükümdarın seyahati değil, bir prensibin seyehatidir. Ve bütün müesseseler üzerinde derin bir tesir hasıl edecektir. Bu seyahat esnasında birçok hayal ve kuruntular son bulacak, birçok fikirler doğacak ve birçok projeler tasarla nacaktır.
Gerçi padişahın kafasında büyük bir karışıklık, vicdanında şiddetli bir meşguliyet olacaktır. Fakat sırf bu durum ve nedenlere bakılarak devletin gelecekteki kaderinde selameti gerektirecek bir kaos ortaya çıkacağı delil olarak gösterilebilir. Gelişme istekleri ile dolu olan padişah tanık olacağı uygarlığı doğuran nedenlere karşı ilgisiz kalmayacak, gördüğü usul ve düzeni kendi ülkesine getirip, uygulamaya çalışarak gereğini onaylayıp, düzenlemelere başvuracaktır.
Kuvvetin hâkim olduğu zamanların geçtiğini anlayıp modern cemiyetlerde kudretin bilgiye ve çalışmaya dayandığını ve böyle zamanda imparatorluğun mukadderatını kör tesadüfün eline bırakmak tehlikesi olduğunu anlayacaktır. Padişahın Avrupa'yı ziyareti, cihan hadiseleri arasında yegânedir. Bu seyahat daima bir hatıra olarak saklanacaktır. Ne neticeler hasıl edeceğini hiç kimse tahmin edemez. Fakat iki şey kuvvetle muhtemeldir.
Birincisi, dünyaca da malum olduğu üzere, çok zeki olan Sultan Aziz Avrupa'dan kendi memleketine tazelenmiş fikirlerini getirecek ve bu suretle şark meselesi denilen karışık işin hallini kolaylaştıracaktır.
İkincisi, Fransa ile Osmanlı İmparatorluğu arasında nihayet bir anlaşma husule gelecek yani ırk ve medeniyetçe mevcut olan antipati ortadan kalkacaktır.
Kopuş davası, uyum davası; bunlar sadece birer şemadır. Kopuş her zaman mutlak değildir, uyum nadiren mükemmeldir, boyun eğiş hiçbir zaman isyandan tümüyle muaf olmaz.
Ceza davasının üslubunu belirleyecek temel ayrım sanığın toplumsal düzen karşısındaki duruşudur. Düzeni kabul ederse dava mümkündür; gerekçelerini ortaya döken sanık ile değerlerine saygı gösterilen yargıç arasında diyalog kurulur. Sanık eğer düzeni reddederse hukuki mekanizma dağılır; bu bir kopuş davasıdır.