Oysa ki, ister ilah gibi süslensin ister paçavralara bürünsün, adaletin yönetici sınıflar emrindeki işlevi hiç değişmez: Yasanın çiğnenmesiyle ortaya çıkan toplumsal çelişkileri o sınıfların lehine çözmek.
Bunlar sahte uyum ya da örtük kopuş davalarıdır. Tarafların en azından biri yasayı ve ahlakı kabul ediyormuş, hatta savunuyormuş görünerek, sorunu baştan kendi siyasal çıkarı doğrultusunda ortaya atar. Peçesiz yürümeyecek kadar ihtiyatlıdır; demirden suretine bir yasa maskesi takar.
Babam bana denizi göstererek;
"Oğlum, sakın bunun bu haline aldanma. Kimbilir kaç gemiciyi boğmayı tasarlıyor. Seni de boğuncaya kadar aç, çıplak ve yoksul bırakır. Sen toprağa bak" dedi
Denizde birkaç beyaz yelkenli rüzgârsızlıktan duraklamış, sanki tatlı bir şekerleme kestiriyorlardı. Akdeniz'in güzel bir gününün gülümseyen büyüsüyle büyülenip kalakalmışlar mıydı ne! Burasının da harpli, hastaneli, hapishaneli, zulüm ve işkenceli, yalanlı dolanlı dünyanın bir parçası olduğuna inanılamazdı; ta o kadar uzak bir masumiyeti vardı.
Molla Efendi;
"Vicdan azabı çekiyorsun" dedi. Karamanoğlu;
"O da neymiş ki?" diye sordu. Öteki;
"İnsanların içinde vicdan denilen bir şey varmış, arada bir sancırmış. Diş, dalak ağrısından betermiş...