Helbest

Helbest
Ben sizden de değilim, diğerlerinden de. Ben; ölüme dair yemin etmeyenlerden, tehdit savurmayanlardan, dinini ve ırkını aklının yerine koymayanlardanım. Ben hâlâ şiir okuyanlardanım.
10/10
·96 syf.·
2023 8. kitabı
“Cehaletimizi kırabiliriz, becerilerimizi, yeteneklerimizi ve zekamızı kullanarak kendimizi bulabilir, kendimiz olabiliriz. En önemlisi, özgür olabiliriz! Uçmayı öğrenebiliriz!” Richard Bach’ın “Martı Jonathan Livingston” metaforu üzerinden hikayeleştirdiği masalsı romanıdır. Hikaye, kendi kabuğunu kırmaya çalışan, limitlerini zorlayan, öğrenmeye aç ve hayat amacı sorgulamak olan bu martının sürünün dışına itilişi ve bir zaman sonra tekrar geri dönüşünü anlatıyor. Sıradan olmayı reddedenlerin, çoğunlukta olmanın dayanılmaz hafifliğine, kolaycılığına ve güvenli ortamına sığınmayanların, çoğu ülkede, mahallede hatta ailede dahi nasıl dışlandığının veya baskı altına alındığının güzel bir tasviridir. Bu dışlamayı kimi zaman bizler de farkına varmadan yapıyor olabiliriz. Toplumların alışagelmiş ritüellerinin dışına çıkıldığında bu “aykırılık” bir şekilde en lokal düzeyde mahalle baskısı olarak karşımıza çıkabiliyor. Hikayenin yarısına kadar olan bölümler bu “sıra dışı” martının mücadelesi sonunda dışlandığı sürüye geri dönüşünü, o sürüde kendisi gibi tek bir martı bile olsa ona faydalı olmak için sabır ve sevgiyle çalışmaya devam edişini, zamanla etrafındaki martıların artışını, dolayısıyla sürünün değişimini, gelişimini okuyoruz. Son bölümde ise, insanın da hemen her zaman çokça yaptığı üzere, çok sevip inandığında tanrılaştırması ya da sevmeyip görüşlerine hiç katılmadığında şeytanlaştırması gibi orantısız bir inançla, Martı Jonathan’ın da yavaş yavaş ilahlaştırılıp, kutsallaştırıldığını görüyoruz, adeta bir martı tarikatı oluşuyor. Bu “kutsal martı” inancının yaratılmasından sonra, tüm dinlerde olduğu üzere bazı ritüellerin gelişimi ve Martı Jonathan’ın tüm tavsiyelerinin artık çok geride kaldığı, unutulduğu, güya onun yolundan gidenlerin ibadet gibi bu oluşturulan
Martı Jonathan LivingstonRichard Bach · Epsilon Yayınları · 201680,3bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
9/10
·272 syf.·
2023 7. kitabı
Josef K. adında başarılı, kurallara uyan ve düzgün bir adamın değişik bir güne uyanmasıyla başlayan kitabımız garip olay örgüsüyle yoğun sembolleştirmeler, eleştiriler ve betimlemeler barındırmaktadır. Çoğu kişi kitabın bir hukuk eleştirisi olduğunu düşünür. Ancak kitap sadece hukuku değil; sanat, din, toplum da dahil bütünüyle sistemi eleştirmektedir. Bozuk düzen, başarılı ve düzgün bir adamı adeta karanlık bir girdap gibi içine çekmiş ve boğmuştur. Kitaptaki karakterlere ve karakterlerin temsil ettiği sembollere özellikle değinmek gerekir. K. bir sabah uyanır; dava edildiğini ve tutuklandığını öğrenir. Ama bu normal bir dava ve tutukluluk süreci değildir. Hayatına normal bir şekilde devam edecek, yalnız mahkeme günlerini kaçırmayacaktı. K.'ya dava edildiğini haber vermek için gelen memurlar yemekleri yiyor, elbiseleri götürmek istiyor ve en önemlisi de rüşvet alıyorlardı. Bu durum dünya düzeninde alt sınıf memurların genel özelliklerini aslında ortaya koyuyordu. Memurlar, ilerleyen bölümlerde rüşvet aldıkları öğrenilince dayak yiyecekti; zaten olan küçük rüşvetçilere olur, büyük rüşvetçilere kimse bir şey yapamaz değil mi? Otelde bulunan ve K.'nın kendisine duygular beslediği dansçı kadın, aşkı; şehveti ve düşük ahlakı simgeliyordu. Otel sahibi kadının, dansçı kadından haz etmemesi normal düzeydeki ahlakla, düşük ahlakın bir nevi kavgasıydı. Mahkeme ne kadar hukuku temsil ediyor gibi görünse de aslında düzenin ta kendisini temsil etmektedir. Yargıç da ilk sınıf düzenin hakimiydi. Çünkü dünya düzeninde daha büyük hakimler de bulunmaktadır. Yasa kitabının içerisinde bulunan uygunsuz görüntüler, düzenin adeta yasasını göstermektedir. Mahkeme salonundaki şakşakçılar, fikirsiz; korkak ve heyecana göre hareket eden insanları temsil etmektedir. Mahkeme salonundaki
DavaFranz Kafka · Panama Yayıncılık · 201564bin okunma
9/10
·365 syf.·
2023 6. kitabı
Büyük Selçuklu sultanı Melikşah'a arz edilen eser. Yaklaşık olarak 1092 yılında bitirildiği tahmin edilmekte. Eser, hükümdara yönetmenin temel ilkeleri üzerinde nasıl dikkatli durması gerektiği hususunu kıssadan hisse metoduyla anlatmaktadır. Eser ağırlıklı olarak bâtınîlik hareketleri ve bunlarla mücadele yöntemleri üzerinde durmaktadır. Büyük vezirinin kendisi zaten Hasan Sabbah'ın bir fedaisi tarafından katledilmiştir. Dolayısıyla vezir bu hareketler üzerinde durmakta kendi canıyla ödemesi ile göstermektedir ki haksız değildir. Fâtımîler'in idaresi, nüfuzu ve iran'da yaşanan iç karışıklıklar, ayaklanmalar özellikle şiilik üzerinde temellenmekteydi. Dolayısıyla sünniliğin tekrar diriltilmesi ve baskın bir şekilde bölgeye hakim olması vezirin öncelikleri arasında olmuştur. Nizamiye medreseleri, bu girişimin en belirgin özelliğidir. Daha sonra ise adalet kavramı eserin ağırlığını oluşturmaktadır. Tebaaya karşı sultan adaletli davranmalı ve kendi görev, makam verdiği kişilerin bu hususa riayet etmesi gerektiğini şiddetli bir şekilde, defalarca başka başka sultanlar, sasani döneminden kalma hikayeler ile vurgulamaktadır. Ondan sonra ise makama getireceği kişilerin seçimi ve yönetilmesi, onların idare edilme biçimleri üzerine uzun uzadıya hikayeler anlatır, bu hikayeler bir çoğu yarı gerçek yarı efsane olarak karşımıza çıkar. Hadislere göndermelerde bulunur, eski sasani gelenekleri ile eski islam halifelerinin hikaye örgüleri iç içe geçer. Vezirin bakış açısını günümüzden yorumlarsak, vezir genel olarak mizojinisttir yani kadın düşmanıdır. Kadınlardan kesinlikle ve kesinlike fikir alınmaması gerektiğini, kadınların krallıkları mahvettiğini, yok ettiğini belirgin bir şekilde vurgulamaktadır. Melikşah'in eşi Terken Hatun ile sorunlar yaşadığı bilinen tarihi
SiyasetnameNizamülmülk · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20234,721 okunma