Kitabı stajer olduğum dönemde boş zamanlarımı değerlendirmek için almıştım. Boş zamanlarımı böylesine iple çekeceğimi bilmeden... Yani kitap okundukça merakı kamçılıyor ve heyecanı doruğa ulaştırıyor. Okurken sanki gerçek hayatta da böyle bir akış var olabilirmiş gibi hissediyorsunuz. Altını çözeceğim bir diğer nokta ise fazlasıyla duygusal bir içerik temelli oluşudur. Bu yüzden kitap iki çocuk hikayesininin çok üstünde psikolojik bir roman niteliğinde. Oldukça akıcı ve sade bir dile sahip bu sebeple kolaylıkla okunabilecek bir kitap. Ayrıca satır aralarında Afgan sözcüklerini de barındırdığını görebilirsiniz. Burdan sonra biraz spoiler vericem.
Kitabın ilk bölümünde monarşinin son demlerinde, Kabil'in Vezir Ekber Han bölgesinde tek çatı altında, küçük yaşta annelerini kaybeden ve bu sebeple aynı sütanneye sahip Emir ve Hasan'ın yaşamındaki farklılıkları, daha doğrusu uçurum kadar olan ayrımlarını okuyoruz. Ama buna rağmen çocukluklarından itibaren filizlenen dostluklarını, Emir'in geleneksel uçurtma turnuvasını kazanması için çabalamaları...
Emir, bir işadamı -ağanın- oğlu, zengin. Hasan ise hizmetkarın oğlu, tavşandudaklı, asıl uçurtma avcısı ve Hazara ırkındandır (Kabil'de pek sevilmeyen bir ırk). Emir daha iyi şartlara sahipken hep kıskanmıştır Hasan'ı. Emir ve Hasan' ın kesişen hayatlarını, kaderlerini, içinde bulundukları sistemi ve dünya trajedisini gözlemlenebilir.
Kitabın ismini de büyük ölçüde oluşturan geleneksel uçurtma turnuvasında kazananın uçurtma avcısı olarak nitelendirildiğini okuyoruz. İşte asıl olay örgüsü de burada başlıyor. Emir'in o turnuvada uçurtma avcısı olabilmesi için Hasan'ın Emir için çabalamasıyla. Emir ile Hasan'ın ayrışmasına gebe oluyor bu durum. Hazara ve peştunların arasındaki ırksal çatışmalarının Hasan'ın yaşadığı dramatik olaya