Hiç ibadet etmeyen bir kimse, kırk gün geceleyin kendi halvetinde durup yalnızca ışığı da kapatıp, üç defa "Ya Rabbi, Ya Rabbi, Ya Rabbi! Beni kulluğuna kabul et" dese, kırk güne kadar o kul beş vakit değil, elli vakit kılacak, o adam muhlis olacak. Bunu yap da sen, başka şey teklif etme. Bu, evliyaların ilminden olan bir kelâmdır. Kendi başına duruş da böyle "Ya Rabbi, ya Rabbi, ya Rabbi!" desin, o kalbinden çıksın. Kimse görmeden, onu yalnız Allah görür, kimse İşitmeden yalnız Allah'a işittirirsin, Allah işitir. Sonunda da "Ya Rabbi! Beni kulluğuna kabul et" desin..
Kitap Alıntısı
🌷 Üniversite Sınavına Girecek Evlatlarımız İçin Dua 🌷 Bismillahirrahmanirrahim Allah'ım! Bugün ve sonraki günlerde üniversite sınavına girecek olan bütün evlatlarımıza zihin açıklığı, anlayış, dikkat ve başarı ihsan eyle. Onların emeklerini zayi etme, gönüllerine huzur ve güven ver. Ya Rabbi! Bildiklerini unutturma, bilmediklerini öğrenmeyi nasip eyle. Heyecanlarını sükûnete, kaygılarını tevekküle çevir. Kalemlerini hayra vesile kıl, haklarında hayırlı olan kapıları aç. Anne babalarının dualarını kabul buyur. Her bir evladımıza, kendileri, aileleri ve ümmet için hayırlı ilimlerle donanmış, faydalı ve güzel ahlak sahibi bireyler olmayı nasip eyle. Sınava girecek bütün gençlerimize sağlık, afiyet, başarı ve hayırlı bir gelecek ihsan eyle. Sonuçlarını kendileri için dünya ve ahiret saadetine vesile kıl. "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimdeki düğümü çöz ki sözümü iyi anlasınlar." (Tâhâ Suresi, 25-28) 🤲 Allah'ım, sınava girecek bütün yavrularımızın yar ve yardımcısı ol. Emeklerini bereketlendir, gönüllerine ferahlık ver ve haklarında hayırlı olanı nasip eyle. Âmin. 🤲 🌹 Rabbim bütün evlatlarımıza zihin açıklığı, gönül ferahlığı ve hayırlı başarılar nasip eylesin. Âmin. 🌹
Duygu ve Düşünce
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
niyazi-i mısri
Derman arardım derdime, derdim bana derman imiş Bürhan sorardım aslıma, aslım bana bürhan imiş Sağ ü solu gözler idim, ben dost yüzün görsem deyû Ben taşrada arar iken ol can içinde can imiş Öyle sanırdım ayrıyam, dost gayrıdır ben gayrıyam Benden görüp işideni bildim ki ol canan imiş Savm ü Salât ü Hacc ile sanma biter zâhid işin İnsan-ı kâmil olmayâ lazım olan irfân imiş Kanden gelir yolun senin, ya kande varır menzilin Nerden gelip gittiğini anlamayan hayvan imiş Mürşid gerektir bildire Hakk'ı sana Hak-kal yakîn Mürşidi olmayanların bildikleri güman imiş Her mürşide dil verme kim yolunu sarpa uğratır Mürşidi kâmil olanın gayet yolu âsân imiş Anla hemen bir söz dürür, yokuş değildir düz dürür Alem kamu bir yüz dürür, görüen anı hayrân imiş İşit Niyazi'nin sözün, bir nesne örtmez Hak yüzün Hak'dan ayan bir nesne yok, gözsüzlere pinhan imiş Derdime çare arayıp dururdum, meğer aradığım çare derdimin ta kendisiymiş; özümü ispatlayacak bir delil arardım, meğer benim özüm kendisinin en büyük kanıtıymış. Sevgilinin yüzünü görebilmek için sağa sola bakınırdım; ben O'nu dış dünyada ararken meğer O, canımın içindeki canmış. Eskiden kendimi Allah'tan ayrı sanır, "O başkadır, ben başkayım" diye düşünürdüm; sonunda anladım ki benden gören ve işiten aslında o Sevgili'nin ta kendisiymiş. Ey sadece şekle önem veren kişi, işinin sadece oruç, namaz ve hac ile bittiğini sanma; olgun bir insan olabilmek için asıl gerekli olan şey, ilahi hakikati kalben sezmektir. Senin yolun nereden geliyor ve hedefin neresidir; bu dünyaya niçin geldiğini ve nereye gideceğini anlamayan kişi, sadece içgüdüleriyle yaşayan bir canlı gibidir. Hakk'ı sana şüphe duymaksızın yaşatarak bildirecek bir manevi rehber gerekir; bir rehberi olmayanların doğru sandığı bilgiler sadece zan ve tahminden
  İ𝐒‌𝐓𝐄 𝐍𝐀𝐒İ𝐁İ𝐍İ𝐙𝐄 𝐂‌𝐈𝐊𝐀𝐍 🩵 Yâ Şâfî hürmetine: Bedenime sağlık, daralan ruhuma ferahlık ihsan eyle, şifa ver Allah'ım. 🤍 Yâ Kâdir hürmetine: Zorlarımı kolaylaştır, tıkanmış işlerimi yoluna koy ve rast getir Allah'ım. 💚 Yâ Fettâh hürmetine: Önümde kapanan tüm kapıları hayırlısıyla aç, darlıklarımı genişlet Allah'ım 💛 Yâ Vedûd hürmetine: Kalbime huzur, yuvama muhabbet ver; beni Senden uzaklaştıracak sevgilerden koru Allah'ım. 💜 Yâ Hâfız hürmetine: Beni, ailemi ve sevdiklerimi görünür görünmez her türlü kötülükten muhafaza et Allah'ım. ❤️Ya Hafîz hürmetine: Beni kendimden, zaaflarımdan ve kalbimi yoran her şeyden koru.
Din İslam
Aldanmak ve aldatmak
Namaz, oruç, hac, Kur’an okumak; Allah ile kul arasındadır ve güzeldir. Hiçbir Müslüman bunların değerini küçümseyemez. Ancak hiçbir Müslüman da bu ibadetlerin, çiğnenen bir kul hakkını telafi ettiğini iddia edemez. Mazlumun hakkı, ne kadar fazla namaz kılınırsa kılınsın, ne kadar hacca gidilirse gidilsin, ne kadar oruç tutulursa tutulsun ödenmez. O hak ancak hak sahibine teslim edildiğinde, ancak helallik alındığında, ancak zulüm durdurulduğunda düşer. Klasik fıkhın bu konuda hiçbir tereddüdü yoktur. Masum insanların cezaevine atılması, sayısız düşman hukuku uygulaması, hak edilmeyen mahkûmiyetler, sürüncemede bırakılan dosyalar, uygulanmayan AYM ve AİHM kararları; bunların hiçbiri namazla, oruçla, hacla, Kur’an tilavetiyle örtbas edilemez. Dini, bir vicdani arınma yolu olmaktan çıkarıp bir vicdan uyuşturucusu hâline getirmek, bizzat dine yapılmış en büyük haksızlıktır. Ayrıca bu sadece aldanmak değil; aldanmaya devam edebilmek için kendini ve başkalarını sürekli yeniden aldatmaktır. Aldatmanın en tehlikelisi dinin diliyle yapılanıdır; çünkü o dil, kendisine inananı ikna ettiği gibi, başkalarının da uyanmasını geciktirir. Sayın Özkaya doğru söylemiştir. “Midede haram lokma olursa ne takva ne de fetva kurtarır.” “Haram ile abat olanın sonu berbat olur.” “Gönül gözü gerçeği göremez.” Bu cümleler bir vaaz olarak değil bir teşhis ve uyarı olarak okunduğunda, ilk muhatabı bizzat o sözlerin söylendiği bütün zemin olmalıdır. Bu sözleri söylemek kolaydır; bu sözlere göre yaşamak ise, bugün Türkiye yargısında, sahiden bir cesaret meselesidir. Alıntılanan sözler geriye dönüp bakıldığında iki yönlü bir belge olarak okunacaktır. Bir yandan, yıllardır giderek kötüleşen tablonun en üst düzey yargıçlar tarafından da açıkça tekrar edilmesi bakımından bir kayıttır. Öte yandan,
Alıntı
Kul Hakkının İndirgenemezliği - MÜFLİS
İslam ahlak ve hukuk geleneği, kul hakkını (hukûku’l-ibâd) Allah hakkından (hukûkullah) ayırmış ve onu daha ağır bir yükümlülük olarak konumlandırmıştır. Allah hakkı tövbe ve ibadet ile telafi edilebilir; kul hakkı ise ancak hak sahibinin helalliğiyle düşer. Kıyamet gününde “müflis” olanın kim olduğunu bildiren meşhur hadis, namazı, orucu ve haccıyla gelip; ama dövdüğü, malını yediği, özgürlüğünü gasp ettiği, kanını döktüğü insanların hakları kendisinden alındıkça sevapları tükenen ve nihayetinde onların günahları sırtına yüklenerek cehenneme atılan kişiyi tarif eder. Bu, fıkhın değil, doğrudan Peygamberî öğretinin merkezindeki bir uyarıdır. Hz. Ömer’in valilere ve kadılara yazdığı mektuplar, Hz. Ali’nin Mâlik el-Eşter’e gönderdiği meşhur ahidnâme, bu uyarının devlet adamı ve hâkim için ne anlama geldiğini ayrıntılarıyla ortaya koyar. Hâkimin, hak sahibinin yüzüne bakışı bile bir hak meselesidir; huzurunda taraflardan birini diğerine tercih edişi bir haksızlıktır; kararının gerekçesini açıkça yazmaması bir zulümdür. Klasik fıkhın “kaza adabı” başlığı altında topladığı bu hükümler, hâkimliği bir meslek olarak değil bir emanet olarak tanımlar. Emanetin sahibi ise her şeyden önce mazlumdur. İmam Gazzâlî, İhyâ’nın ilk bölümlerinde “ulemâü’s-sû’” (kötü âlimler) bahsini açar ve ülkemizde de yaygın olan bu tipi net olarak tarif eder. Sultanın kapısında duran, sofrasına davetten kimlik bulan, ilmini dünyevi makamların meşrulaştırılması için kullanan, hakikati söylemesi gereken yerde sustuğu hâlde tâli meselelerde âlimce konuşan, dilinden zühd ve takva eksilmeyen ama hâli zulme razı olan kişi. Gazzâlî, bu tipin tehlikesini sıradan bir günahkârın tehlikesinden kat kat ağır bulur; çünkü o, dini bizzat dinin aleyhine kullanır. Said Nursî de dini dünyevi mevkiin ve siyasi gücün
Alıntı