Dikkat ! Spoiler
Kitabın anlatıcısı, asıl mesleği bankacılık olan sıradan biri. Adaya gelişi, sevdiği kadınla içinde bulundukları bazı durumlardan kaçma isteğiyle başlıyor. Kendisini bir yazar olarak görmeyip olanları kitapta bahsi geçen ‘yazar’ adlı karakter için kaleme alma ihtiyacı duyan anlatıcı, bu yeri ’ son ada, son sığınak, son insani köşe’ olarak nitelendiriyor. Anlatıcının tabiriyle bu son ada; 40 evden oluşuyor. Toplumsal yaşamın statü çizgisiyle bölünmediği, bireylerin ben değil de biz düşüncesiyle hareket ettiği, herkesin elinden geldiği kadarını yaptığı, kazancın ortak olduğu bir ütopya burası. İnsanlar doğaya müdahale etmeden, sınırlarının martılarla iş birliği içinde çizerek, barışçıl bir politikanın eseri olan hayatlarına uzun vadeli bir düşünceyle devam ederken adaya eskiden başkan olan siyasi bir liderin gelmesiyle düzen bozuluyor. Doğanın atar damarı olan ağaçların oradaki insanlara sunduğu güzellikler, martılarla paylaşılan koylar, sözde ‘başkan’ sıfatlı bu adamın ‘çevre düzenleme’ adı altındaki müdahalesi ile yavaş yavaş yok olmaya başlıyor. Akabinde çoğunluğun isteği diyerek yürüttüğü politikalar bireyleri bu ütopyadan distopyaya sürüklüyor. İlk müdahaleler insanlara hissettirilmeden, çoğunluğun arzusu doğrultusunda başlasa da zamanla kurulan meclis, çoğunluk oyları, başkanın kurulu dünya düzeni ideolojisi, adanın asıl sahibi diye nitelendirilen martılara kadar her bireyi etkileyip bu huzur ortamını yakıp yok ediyor... Yıkımı anlayamayan insanlar sessiz sedasız olayları izlerken sevgili anlatıcı, eşi ve yazar adlı karakter olaylara baş kaldırıyor fakat ne kadar ve ne şekilde...
Zülfü Livaneli var olmayan, kurgusal bir açıyla ele alırken bu yaşananları, her satırda daha çok sinirlendiğimi ve –başkan karakteri için- ‘’birileri bu adama artık