Devlet, kendini idâre edecek adamı bir pâdişahın şahsında bulmazsa bir sadrâzamın şahsında arar; bir sadrâzamın şahsında bulmazsa mutlakâ başka bir şahısta, meselâ bir harem ağasında, bir silâhtarda, bir gözdede, bir müşâvirde, hulâsa bir şahısta arar ve bulur, Bunun içindir ki eski devleti idâre etmiş olanlar arasında çeşit çeşit gizli şahıslara, hatta en yoksul tabakadan yetişmiş olanlara tesâdüf olunur.
"Şark şehirlerinden, tarihin kazasıyla biz Türkler bir gün çekilsek bile o şehirler Türk kalacak. Çünkü mevcudiyetleri bizim ruhumuzdan bir nebzedir. Lakin yine taaccübe şayandır ki muasır Türkler, biz, etrafımızda Şark'ı görmeden yaşıyoruz."
“Bu gidişle bütün İstanbul, Yüksek Kaldırım gibi müstekreh bir bina kümesi olacak, bunun sebebini yalnız yangınlarda artık imar edecek kudrette olmadığımızı yoksullukta değil, biraz da yeniye olan iptilâmızda aramalı.”
“Lâkin biz son devrin Türkleri müceddit kafalı insanlarıyız. Bu şehri harap görmektense dümdüz görmekten daha çok zevk alırız, bunun için de bir asırdan beri gücümüz ancak harabeleri yıkmaya yetti.”