Puan vermedi·144 syf.·
2026 35. kitabı
| Hediye Demet Akan-Yara Atlası Okurken alıntılara boğmamak için direndiğim bir kitap daha. İnsanın kendi içindeki okyanusa yaptığı sessiz ama derin yolculuk gibi hissettirdi bana bu kitap. Kitabı bitirdiğimde aklımda kalan şey aslında içindeki olay örgüsünden ziyade hissettirdiği hislerdi. Böyle bir roman olacağını hiç düşünmemiştim. İçimdeki kelimelerin bu kitapta sayfaları doldurduğu yerlere şahit oldum. Romanın merkezindeki karakter, hayatın içinde var olmaya çalışırken kendine yabancılaşmış bir insan. Kalabalıkların arasında yalnız hisseden, kendini takdir etmesini bilmeyen, insanları iyi gözlemlemeye bağlı iç sesiyle yaşayan ve içinde neyin eksik olduğunu tam olarak tarif edemediği bir boşlukla mücadele eden “travma yükü fazla” olan biri. Biz de bir doktorla konuşmalarına şahitlik ediyoruz. Bu aslında bir tedaviden çok, kendi ruh okyanusunun derinliklerine doğru yapılan bir keşfe dönüşüyor. Okurken birçok yerde kendimden parçalar buldum. Hatta bazı sayfalarda, terapide konuşan kişi sanki benmişim gibi hissettim.🫨 Sanırım yazarın en sevdiğim yanı da bu oldu. Görünmeyen yaraları öyle güzel anlatıyor ki insan kendini anlaşılmış hissediyor Üstelik yazar bunu çok sade ve samimi bir dille yapıyor. İnsan bazen içindeki boşluğun sebebini de, taşıdığı yaranın yerini ve kaynağını da tam olarak bilemeyebiliyor. Ama bu kitap, o boşluğa ışık tutuyor ama size o boşluğun kaybolacağını vadetmiyor.. adını koyamadığın duyguların peşine düşüp yaralarının atlasını çıkararak sana kendini biraz daha yakından tanıma fırsatı sunuyor. Bazı yaraları iyileştirmek istemiyorum daha fazla. Düzeltmek istemiyorum. Acıyla terbiye edilmeye razıyım. İnsan, Allah’ı en çok acıdan kıvranırken hatırlıyor, yalan değil. Ve insan konuşmaların en güzelini Allah’a acıyla yaklaştığında yapıyor.
Yara AtlasıHediye Demet Akan · Timaş Yayınları · 202661 okunma
Disneyland'den Daha Gerçek Bir Dünya
Puan vermedi·224 syf.··
2026 23. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 23:45
Jean Baudrillard'ın Simülakrlar ve Simülasyon kitabı, okurken insana bir kitap değil de zihnin duvarlarını söken bir deneyim yaşatıyor. Baudrillard'ın derdi gerçekliği açıklamak değil; aksine bize "gerçek dediğimiz şey gerçekten var mı?" sorusunu sordurmak. Kitabın merkezindeki fikir şudur: Modern insan artık gerçeklikle değil, gerçekliğin kopyalarıyla yaşamaktadır. Bir zamanlar imgeler bir şeyi temsil ederdi; bugün ise temsil ettikleri şey ortadan kalkmış, geriye yalnızca imgeler kalmıştır. Baudrillard buna simülakr der. Televizyon, sosyal medya, reklamlar, siyaset, hatta kimi zaman ilişkiler... Hepsi birer simülasyon üretir. İnsan artık hayatı yaşamaktan çok onun gösterisini izler. Mutlu görünmek mutlu olmaktan, bilgili görünmek bilmekten, özgür görünmek özgür olmaktan daha önemli hale gelir. Baudrillard'ın ünlü Disneyland örneği tam da bunu anlatır. Disneyland'ın yapay olduğu söylenir ki dışarıdaki dünyanın gerçek olduğuna inanalım. Oysa Baudrillard'a göre asıl simülasyon Disneyland'ın dışında başlamaktadır. Çünkü gündelik hayatın kendisi de imgeler, tüketim alışkanlıkları ve medya tarafından inşa edilmiş büyük bir sahnedir. Kitabı okurken aklıma sık sık şu düşünce geldi: Belki de çağımızın en büyük trajedisi hakikatin kaybolması değil, hakikate ihtiyaç duymamamızdır. Artık insanlar gerçeği aramıyor; kendilerini iyi hissettiren hikâyeleri arıyorlar. Çünkü simülasyonun en güçlü yanı yalan söylemesi değildir, gerçeğin yerine geçmesidir. Psikolojik açıdan bakıldığında ise Baudrillard, modern insanın yabancılaşmasını çok erken görmüş bir düşünürdür. İnsan kendi hayatının öznesi olmaktan çıkıp kendi imajının yöneticisi haline gelmiştir. Kendimizi yaşamak yerine kendimizi sergiliyoruz. Bu yüzden kalabalıklar içinde yalnız, sürekli bağlantı halinde ama derin ilişkilerden
Simülakrlar ve SimülasyonJean Baudrillard · Doğu-Batı Yayınları · 20141,251 okunma
Reklam
Taş kağıt makas...
Puan vermedi
Bay ve Bayan Wright için işler uzun zamandır yolunda değildi. Hayatı boyunca yüz körlüğünden mustarip olan Adam durumunu kabullenmiş bir işkolikti ve karısı Amelia da kendini hayvan barınağındaki tam zamanlı işine adamıştı. Tam da yıldönümleri yaklaşırken, İskoçya’da iki günlük tatili kazanan çift bu hafta sonunun evliliklerini onaracağını ya da tamamen bitireceğini biliyordu. Bilmedikleriyse bu geziyi tesadüfen kazanmamış olduklarıydı. İçlerinden biri çok uzun zamandır yalan söylüyordu. Bazı çiftler sonsuza dek mutlu yaşamaz, hele de birileri mutlu olmalarını istemiyorsa..
Duygu ve Düşünce
Taş Kâğıt MakasAlice Feeney · Yabancı Yayınları · 20238,2bin okunma
7/10
·344 syf.··
2026 17. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 11:34
Merhaba sevgili kitapseverler Kitap farklı zamanlarda yazılmış üç ayrı kitap aslında. YKY üçünü bir araya getirmiş. Birbirinin devamı niteliğinde olduğu için güzel de olmuş. Bu okuduğum en ilginç kitaplardandı. Zira okurken çok çeşitli duygular yaşadım. Korku, heyecan, tiksinti, hüzün, gülme hissi... hepsi bir arada verilmiş. Gerçekle hayalin birbirine karıştığı her bölümde sizi ayrı ters köşe yapan, insanın aklıyla oynayan bir kitap.Yazar savaşın en iğrenç ve acımasız yüzünü okuyucuya soğukkanlı bir anlatımla, hepsi olağan şeylermiş gibi ustalıkla vermiş. Beni çok etkileyen, şaşırtan, elimden bırakamadığım bir kitap oldu. Fakat ensest ve eşcinsel ilişkilerin bu kadar çok olması, herkesin durmadan kendinden hiç beklenmeyecek iğrençlikler yapması, ölümün bu kadar olağan işlenmesi beni rahatsız etti. . Bir kadının büyük şehirdeki bombardımandan etkilenmesinler diye ikiz oğlan çocuklarını küçük şehirde yaşayan anneannelerine getirip bırakmasıyla başlıyor olay. 9 yaşındaki bu çok zeki iki kardeş ortama en kısa zamanda ayak uydurup zorlu koşullarda hayatta kalmayı ve kendilerini eğitmeyi başarıyorlar. Savaş devam edip insanlar yoksulluk ve ölümle iç içe yaşarken bu çocukların ve çevrelerindekilerin başlarından geçen olaylara tanık oluyoruz. . Rahatsız edici bir kitap olsa da ben okuduğuma pişman olmadım. Çok akıcı ve ustalıkla yazılmış bu kitabı size de tavsiye ederim.
Büyük Defter - Kanıt - Üçüncü YalanAgota Kristof · Yapı Kredi Yayınları · 20258,4bin okunma
Puan vermedi·288 syf.··
Beğendi
·
2026 18. kitabı
·
30 günde okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 10:59
Cadılar bayramı ile başlıyor kitap. Bu zamanda ölülerin ruhu özgürce insanlar arasında gezmektedir. Yazar da kendi ölülerini bekler. Ama istediği kişileri göremez de hatırlamak istemediğini görür. Tanıdığından daha farklı bir insan olarak gelir. Daha sakindir. Aslında ikisinin de çok farklı olmadığını söylemek için oradadır. Kendi çocukluğuna dönen yazar babasıyla , onun yalanlarıyla ve zorlu geçen çocukluğuyla yüzleşir. Babası terk edilmiş bir çocuk, olduğu yerden farklı bir yerde olursa her şeyin düzeleceğine, daha mutlu olacağına inanan biri. Alk*l bu ruh durumunda onun biricik eşlikçisi. Bir yerden gelmek onun için önemli. O yüzden yalanlarına sığınıyor. Bir yerden geldiğini hissetmek istiyor, terk edilmiş biri olmak istemiyor. Yetersizliklerini alk*lle, şidd*tle ve yalanla çözen birisi. İşçi sınıfı olarak yoksullukla geçen yıllar, ayak bağı olarak gördüğü ailesi, mutsuz, depresyonda bir eş ve kafası karışık, babalarının sertliği ve şiddetini yaşayan çocuklar ise onun gerçekliği. Dışarıdaki imajı onun için önemli. Gittiği barda öfkeli, sert ve tehlikeli imajı bozulsun istemez. Değersizliği, yetersizliği ve kıl payı kaçırdığı başarışarıyla suçlayacak birilerini arar. Oğluna zamanında kendine öğretilen erkek benliğini öğretmek, oğlunda yumuşak gördüğü ne varsa yok etmek ister. Erkek yıkar, döker, kontrol eder ve sevmek zayıflıktır. Ailenin bu hali çocuklara da tabi ki olumlu yansımaz. Yazarımız okulda başarılı bir çocukken zamanla okulu umursamayan bir çocuğa dönüşür. Kendini sigaraya, alk*le ve uy*ştur*cuya verir. Farkeder ki zamanla babasına benzemektedir. Onu anladığını hisseder. O da babası gibi olması gerektiği yerin başka yer olduğunu düşünür. " Nasıl ki aynaya onun yüzünü görmeden bakamıyorsan, kendimden söz etmeden onu anlatamam." Yazar samimi bir
Babam Hakkında Bir YalanJohn Burnside · Sel Yayıncılık · 20265 okunma
Puan vermedi
#OkudumBitirdim Bize Yalan Söylediler/ Ellen Marie Wiseman İkinci Dünya Savaşı yıllarında, Nazi Almanyasından hayaller ülkesi Amerika’ya umutla gitmek isteyen Lena ve ailesi, Ellis Adası’ndaki aşağılık bir sağlık taramalarında büyük bir yıkımla karşılaşır. Annesi ve kardeşi sağlıksız bulunarak geri gönderilirken, Lena ve bebeği bilinmez bir yolculuğa çıkıyor. Lena'nın hikâyesi, yalnızca geçmişte yaşanmış bir vahşeti değil; insanın insana neler yapabileceğini de tüm çıplaklığıyla gözler önüne sererken, Amerikanın ne kadar haydut, acımasız ve bize rüyalar ülkesi olarak lanse edilen, karanlık ve vahşi bir tarihe sahip olduğunu çok net ortaya koyuyor. Roman, Amerikan “sağlıklı ve üstün ırk”(Öjenik) yetiştirme programının iğrenç yüzünü, bir annenin çaresizliği ve direnişi üzerinden anlatıyor. Ellis Adası’ndan Blue Ridge Dağları’na uzanan bu hikâye; aile bağlarını, ayrılığı, kayıpları ve yeniden hayata tutunma çabasını derinden hissettiğim bir okuma oldu. Ellen Marie Wiseman'nin kitapları kolayca okunan, ancak etkisi uzun süre devam eden bir anlatım hakim. Bazı gerçekler vardır; öğrendiğinizde içinizi sızlatır. Bu kitap da onlardan biri oldu benim için.....
Bize Yalan SöyledilerEllen Marie Wiseman · Arkadya Yayınları · 2025150 okunma
Reklam
Reklam