dinlemem albayım. sonra beni de dinlerler diye çok dinledim. şimdi sıra bende. buraya konuşmak için geldim. susturamazlar; ama 'yaşama!' demek gerekir ona. yaşamaktan vazgeç ve bir duvarın köşesinde, yüzün duvara dönük dur.
kendimle konuşurken bile onun hoşuna gitmeye çalışıyordum. ara sıra ellerimin bulaşığıyla gidip onun uyuyuşunu seyrediyordum, demek onu seviyordum, demek onu seviyorum diyordum kendi kendime.
hayatın akışına kapılıp gitmemek için, bu geniş dünyada böyle bir gecekonduya sıkışmak hasıl oluyordu albaylarım. eski yaralar, albaylarım, üç yüz üçten kalma. bana vurdular albaylarım, bana vuruluyordu, merak etme Hikmet oğlum, sen düzelirsin . öyle deniliyordu albaylarım, yarım kalmış generallerim; sen elbette bir yolunu bulursun diyorlardı.