Gültekin Özdemir, Satranç'ı inceledi.
 20 saat önce · Kitabı okudu · Puan vermedi

Bazı insanlar sıradan normal insanların yaşam yolculuğu yaptığı otobandan ayrılırlar. Bazıları Czentovic gibi doğal nedenlerle saparlar rotadan. Bazıları ise Dr.B gibi yapay nedenlerle. Sonuçta rotadan bir defa saptıktan sonra patikalar herkesi farklı alemlere götürür. Normal insanların göremeyeceği güzellikler de görebilirsiniz çirkinler de faydalar da zararlar da.. Bildiğiniz tek şey herkesle aynı rotada olmadığınızdır.

Cem Salih Un, bir alıntı ekledi.
Dün 03:47 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Kağıttan Kaplanlar Masalı
Kitaplarındaki yalnızlık da yapay, uydurma; dünya senin gibi adamlarla doluyken nasıl yalnız olabilirsin?

Kaf Dağının Önü, Murathan Mungan (Sayfa 199 - Metis Yayınları)Kaf Dağının Önü, Murathan Mungan (Sayfa 199 - Metis Yayınları)
Esra Koç, Aşkın Metafiziği'yi inceledi.
20 May 22:20 · Kitabı okudu · 4 günde · 7/10 puan

''Siz bilgeler, yüksek ve derin bilgili
Sizler ki derin düşünür ve bilir misiniz
Nasıl, nerede ve ne zaman, çiftleştiğini her şeyin
Niçin sevişildiğini, öpüşüldüğünü?
Siz ulu bilgeler, yüzüme söyleyin!
Kafa patlatın bakalım, bana ne olduğuna
Nerede, nasıl ve ne zaman,
Niçin başıma geldiğine bunların, hadi kafa patlatın!

Bu sözlerle aşkın metafiziği adlı kitabına başlangıç yapan Arthur Schopenhauer aşkı şöyle tanımlar: aşk, başta dizginlenebilir bir eğilimken sonrasında bir tutkuya tüm engelleri aşabilme gücüne ve tatmin edilmez bir duygu haline gelirse ölümü bile göze alabildiğine.

Schopenhauer; bu konuya neden felsefik bir yaklaşım getirdiğini ise şöyle ifade eder. Madem aşkın varlığından, gücünden eminiz bütün yazar ve şairlerin vazgeçilmez konusu aşkı neden bir filozof irdelemesin. Ayrıca aşkı konu olarak ele almasının nedeninin ona öncü olan düşünürlerin tezini çürütmek olmadığını, aşk konusunun onun dünyasına nesnel olarak dayatıldığını söyler.

Schopenhauer aşka dair düşüncelerini beş bölümde incelediği kitaba gelecek olursak;

Birinci Bölüm:
Bu bölümde aşk Schopenhauer 'e göre istediği kadar dünyevilikten uzak, saf tanımlansa bile o bireyselleşmiş cinsel dürtüdür. Birçok insan için zihinlerinin yarısını sürekli meşgul ettiği, en ciddi meselelerde kararları etkilediği, evrakların el yazmalarının arasına saç buklelerini yerleştirmeyi başardığı, en feci kavgaları körüklediği, bazen zenginliği bazen statü ve rütbeyi kendine kurban seçtiği, her şeyi yıkmaya çalışan, altüst eden bu tutkuyu önemli kılan tüm bu gayret ve süreçte yaşanılanlardır. Bu çabanın altında yatan neden ise cinsellik olsa da nesnel bir hayranlık olarak insana kendisini sunar. Bu bir savaş hilesidir. Tüm bu bireyler arasında uygun eşi bulma, seçme ayıklama, aşk oyunlarının amacı sadece bir şeye hizmet eder. Gelecek kuşağı (türü) meydana getirmek. Doğanın kişilere kamufle ederek sunduğu bu amaç doğrultusunda bireyler birbirlerine ne kadar uygunsa aralarındaki tutku o denli fazla, ortaya çıkacak türde o oranda sağlıklı genler taşır.

İkinci Bölüm:
Schopenhauer 'e göre iki cinsin inançları, düşünceleri, karakterleri ve zihinsel eğilimleri uyuşuyorsa aralarında cinsel sevgi etkisi olmaksızın bir dostluk kurulabilir. Ancak bunların evliliği çok mutsuz, doğacak çocukta zihinsel ve bedensel düzlemde uyumsuz olacaktır. Bunun tam tersi için düşünecek olursak cinsel tutku var, ancak uyum yoksa bunların evliliği de mutsuz olur.
İnsanın doğasındaki bencillik türün devamını sağlayacak bakış açısını bir yerde engeller. Fakat bireyin aklına bir şüphe kuruntu yerleştirilirse gerçek sadece tür için en iyi olanın onun için de iyi olacağı gibi görünür. Bu kuruntunun adı içgüdüdür. Cinsel hazzın tatmininde ise türün çirkinliğine, güzelliğine bakılmaz, hiç bir bağ yoktur bu bağlamda. Seçim tamamen ortaya çıkacak yeni türün tipinin olabildiğince katıksız ve doğru korunması ile ilgilidir. Buna göre herkes en güzel bireyleri, kendi varlıklarında türün katıksız olmasını sağlayacak bireyleri şiddetle arzu edecektir. Diğer bir nokta ise bu seçimde öteki bireyde kendi kusurlarını örtecek özellikler aramasıdır. Örneğin kısa boylu erkekler iri kadınları ararlar, sarışınlar esmerleri severler vb…
Erkek kendisine uygun güzellikteki bir kadına baktığında türün damgasını vurduğu o kadınla sürdürmek istediği türün tipinin korunmasına dayalı eğilimdir. Demek ki insanın içinde taşan hazza verdiği cevap bu çekimle ilgili değil, tür için iyiye yönelmiş bir içgüdüdür. İnsanın seçtiği kişiye ulaşmak için yaptığı tüm rezillikler şan, şöhret, para, onur vs. kaybetme pahasına katlandığı eziyetler doğanın her yerdeki bağımsız iradesine uygun olarak türe hizmet eder. Erkek ulaşmak için kırk takla attığı kadına ulaşınca türe hizmet ettiğini hissettiğinden evlilik dışı her olayda kötü yeni bir bireyin oluşumundan çoğu zaman iğrenir, engellemek ister. Ve o hazza ulaşınca aslında herhangi bir kadınla yaşayacağı hazdan farklı olmadığını görüp hezeyana uğrar. Kendisini aldatan, bireyin bilincine girmeyen türün irade gücüdür.
Aşkta erkek ve kadının doğası belirgin farklar taşır. Erkek doğası gereği vefasız, kadın ise sürekli sadakate eğilimlidir. Erkeğin aşkı doyum bulduğunda azalırken, kadının aşkı o andan itibaren artmaya başlar. Erkeğin gözü hep başka kadınlardadır. Kadın ise tek bir erkeğe sımsıkı sarılır. Bundan dolayı erkeğin eşine sadakati yapay, kadının ki doğaldır.

Üçüncü Bölüm:
Bu bölüm Schopenhauer ‘in aşkta bireylerin seçimlerinin altında yatan nedenleri incelemesini içermekte. Ona göre seçimlerde öncelikle yaşa bakılır. Doğurganlıktan dolayı 18-28 yaş arası idealdir. Güzellikten yoksun gençliğin gene de çekici olduğu ancak gençlikten yoksun güzelliğin çekici olmadığını ifade eder. İkinci bakılacak unsur sağlıktır. Sağlıklı olmayan bireyler hastalıklarını türe aktaracağı için tercih edilmemelidir. Üçüncü unsur iskelet yapısıdır. Kemik yapısı türün tipinin temelidir. Bu yüzden önemlidir. Dördüncü etken kadının belirli bir dolgunlukta olması ceninin beslemesi açısından önemlidir. Beşinci etken ise yüz güzelliğidir.
Kadınlar ise erkek güzelliğine çok az önem verirler. Erkeğin kuvveti buna bağlı cesareti cesur bir koruyucusu olması açısından önemlidir. Kadınlar kendi güzelliklerini aktaracakları için çoğunlukla çirkin erkekleri severler. Bir kadının bir erkeğin kültürüne, entellektüelliğine aşık olması gülünç bir iddiadır. Bir annenin çocuğuna güzel sanatlar vs. eğitimi vermesinin sebebi ise güzel kalça ve dolgun göğüsleri yapay yollardan destekleyen bir zekayı ortaya çıkarmaktır.
Ayrıca tüm bu etkenlere bakılırken her bir birey bedeninin her bir uzvundaki eksiklik ve zaafları karşı cinste düzeltilmesini kovalar, üstelik söz konusu parça ne kadar önemliyse bu arayışta o kadar kararlı ve ısrarlı olur.
Eğer bir adam çok çirkin bir kadına aşık olursa cinsellikten kaynaklıdır ve kendini eksik görmediği için türe aktarılacak özellikleri kendi tamamlayacağını düşünür ve bu çok üst mertebede aşıklık halidir.

Dördüncü Bölüm:
Eğer aşk bir kişiye yönelmiş ise bu kişiye kavuşamama durumunda dünyanın bütün nimetleri hatta hayatın kendisi bile değerini kaybedip intihara kadar gidebilir. Tür bireyden daha önemlidir. Bu yüzden sevenler çokça çabalar ve bu çabayı yüce ve haklı görür. Aşkın çoğu zaman kişiyi trajik, komik durumlara sokmasının nedeni aşık erkeğin ruhunu türün ele geçirmiş ve hakimiyeti altına almış olmasıdır. Türün istediği gerçekleşince kaybolup giden, geride kalan nefret edilen bir eşin mantığı böyle açıklanabilir. Çoğu zaman aklı başında bir erkeğin canavar ruhlu bir kadınla evliliği buna örnektir. Eskilerde bunu aşkın gözü kördür diye nitelendirir.
Aşk evliliğinde de uyumsuzluklar çıkınca yine mutsuzluk gelir. Bir İspanyol atasözü der ki ‘’ Aşk nedeniyle evlenen acılar çekerek yaşamak zorundadır. ‘’ Anne baba tavsiyesi ile evlilikte de değerlendirilmiş yönler başta mutlu etse de sonrasında sorunlu bir mutluluk olarak kalır. Bu durumda bir evlilik ya ortaya çıkacak türe ya da sadece bireyin çıkarlarına ters düşer.

Beşinci Bölüm:
Bu bölümde ‘’oğlancılığı ‘’ ele alan Schopenhauer oğlancılığı yolu sapmış içgüdü olarak tanımlar. Hem doğaya aykırı hem de tiksinti uyandırıcı bu içgüdü yozlaşmış insanların yapacağı tek tük rastlanacak eğilimken aksine dünyanın hemen hemen her yerinde yaygın ve modadır. O dönemin filozof ve yazarları ozanları da bu işe bulaşmışlardır. Platone ve stoacılar bu aşktan başka aşk tanımazlar. Asya ‘da Galliler ‘de hatta islam toplumlarında, hint çin toplumlarında da yaygın olan bu sapkınlığı ölüm cezasına çarptırılarak durdurmaya çalışılsa da gizli saklı varlığını korumaya devam etmiş.
Schopenhauer ‘e göre oğlancılık insanın doğasından kendiliğinden doğmakta fakat doğaya aykırı olarakta bir paradoks oluşturmaktadır. Bu paradoksu Aristotales ‘in çok genç ya da çok yaşlı kişilerin çocuklarının zeka ve bedenen geri olacağını bu yüzden çocuk yapılmaması gerektiği tezi üzerinden açıklamaktadır. Yaşlı erkeklerin çocuk meydana getirmemesi için var olan cinsel dürtülerinin genç oğlanlara yönelimi zayıf, çelimsiz, olgunlaşmamış türlerin meydana gelmesini önler. Yani doğa kendince böyle bir çözüm yolu bulur. Doğa iki kötüden daha az kötü olanı tercih eder ve yine türe hizmet etmiş olur.
‘’ Doğa sadece fiziksel olanı bilir ve tanır ahlaki olanı değil ‘’ … (syf 86)


Etkinlik kapsamında bu kitabı okuyarak Arthur amcayla tanışmamı sağlayan Quidam ‘a çok teşekkür ediyorum. Schopenhauer ‘in aşka dair felsefesini ince bir kitabı dört günde okuyarak, yürek çatlatan uzunluktaki incelememi de iki günde yazarak özümsediğimi düşünüyorum :)) Kitapta yer alan fikirlerin bir çoğuna katılmasam da Arthur amcanın akıl yürütmelerine hayran kalmamak elde değil.
Felsefe severlere keyifli okumalar...

Atatürk ile ilişkisi ortaya konarak tanınması sağlanmış bir kitaptır benim gözümde. Kaldı ki Atatürk'ün de bu konuda sadece "merak" duyduğu için kitabı çevirttiğini düşünüyorum. Tecrübelerine güvendiğim tarihçiler ve jeolojistler "Mu" kıtasının var olmadığını söylüyor, katılıyorum. Birbiriyle alakasız konuları yapay olarak ilişkilendirme durumu var burada da. Kitapta verilen örneklerin bir kısmının yanlış olduğu zaten ispatlandı. Dolayısıyla fantastik düşünceler geliştirmek dışında okumaya değer bir kitap olduğunu düşünmüyorum. Zamanınız bolsa ve bir grup adamın hangi sebeplerle bunu savunduğunu görmek istiyorsanız okuyun.

Yaşlı Antanas’ın ölümüne neden olan salamura odalarında çalışan adamlar vardı mesela; içlerinde feci yaraları olmayan çok az adam vardı

Salamura odalarında araba iten bir adamın parmağında tek bir sıyrık olmaya görsün, orada adamı yeryüzünden silecek bir yara açılabilirdi; asit parmaklarındaki bütün eklemleri birer birer eritebilirdi. Kasaplar ve yer çalışanları, etleri kemiklerden ayıranlar ve temizleyenler, yani bıçak kullananlar arasında baş parmağını kullanabilen birini bulmak zordu; baş parmağın kökü tekrar tekrar yarılıyor, sonunda parmak adamların bıçağı ellerinde tutmak için dayamasına yarayan bir et parçasına dönüşüyordu.

Bu adamların ellerinde öyle çok kesik oluyordu ki artık ne sayabiliyor ne de izlerini sürebiliyordunuz. Adamların tırnakları da yoktu; hayvan derilerini yüzerken tırnaklar gitgide küçülüyordu; eklemleri öyle bir şişiyordu ki sonunda elleri yelpazeye benziyordu. Yapay aydınlatma altında, buharların ve mide bulandıran kokuların içinde, pişirme bölümlerinde çalışan adamlar vardı; tüberküloz mikropları buralarda iki yıl kadar yaşayabiliyor ama saat başı yeni etler geliyordu. Doksan kiloluk parçaları soğutmalı vagonlara taşıyan adamlar vardı; sabahın dördünde başlayan ve en kuvvetli adamların gücünü bile birkaç yılda tüketen berbat bir işti bu.

Şikago Mezbahaları, Upton Sinclair (Sayfa 116)Şikago Mezbahaları, Upton Sinclair (Sayfa 116)
Burcu'dan, bir alıntı ekledi.
20 May 00:17 · Kitabı okudu · İnceledi · 10/10 puan

"Ah şu devletler!" diye düşündüm. "Yapay sınırlarla insanları bölen, acılarının kaynağı devletler."

Serenad, Zülfü Livaneli (Sayfa 430)Serenad, Zülfü Livaneli (Sayfa 430)
Semiha, bir alıntı ekledi.
19 May 23:52 · Kitabı okudu · Puan vermedi

İnsan çok yönlü, yalancı, yapay ve şeffaf olmayan bir hayvandır, başka hayvanların gözünde gücünden çok hileleri ve kurnazlığı yüzünden tekinsizdir, ruhunun bir kez basit olarak tadını çıkarabilmek için vicdan rahatlığını icat etmiştir; tüm bir ahlak ise, ruha bakıldığında haz almanın mümkün olabileceği cesur, uzun bir sahteliktir.

İyinin ve Kötünün Ötesinde, Friedrich Nietzsche (Sayfa 226)İyinin ve Kötünün Ötesinde, Friedrich Nietzsche (Sayfa 226)

Kapalı Bir Kapıdır Cehennem , Chinaski
Sarı perdeler yırtılı
çılgın gözlü kedi sıçrar
yaşlı barmen tezgaha yaslanır
sinekkuşu uyurken

tanklar yapay savaş alanlarında eğitim yapar
lastikler otobanda vızıldar
ucuz burbonla sarhoş cüce odasında bir başına ağlar
çim ve ağaçlar seni seyreder
okyanus devasa ve hakiki yaratıklar barındırırken

yatağın altındaki bir çift terliğin hüznünü ve zaferini
kanınla dans eden yüreğinin balesini
bir gün aynalarından nefret edecek aşk kızlarını
mesaide vardiyayı
iğrenç bir salata ile geçiştirilen öğle yemeğini

bildiğimiz şekliyle ölüm
berbat bir numara sanki o kadar acıdan sonra

durup dururken gelen ani mutluluk duygusunu
olanaksızlığın ortasından yükselen bir şahin ay gibi

büyük sevinçlerin şaşı deliliği
sonunda aldatılmadığımızı biliyoruz artık

ellerimize ayaklarımıza hayatlarımıza yollarımıza bakarken
uyuyan sinekkuşu
katledilmiş ölü ordular
baktığında seni yutan güneş

sen biliyorsun ve ben biliyorum ..

Tuco Herrera, bir alıntı ekledi.
19 May 15:28 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

1 ' e 1000 !
Nişasta bazlı şekerin "icadı", şekeri inanılmaz düzeyde ucuzlaştırdı ve bollaştırdı. Tatlandırıcıların maliyetinde her bir senelik düşüş -örneğin- Coca-Cola'ya milyon dolarlık kazanç elde ettiriyor. Fast-food niye bu kadar ucuz sanıyorsunız? Ve ...

3 kilo yapay tatlandırıcı 750 kilo şekere denk geliyor.

Saklı Seçilmişler, Soner Yalçın (Sayfa 95 - Kırmızı Kedi Yayınları 2. basım (2017))Saklı Seçilmişler, Soner Yalçın (Sayfa 95 - Kırmızı Kedi Yayınları 2. basım (2017))

İftar yemeği adı altında yemek paylaşan arkadaşlarıma bir kaç kelam etmek istiyorum.
Bizler maalesef her geçen gün özellikle sosyal medyanın da bunda büyük etkisi vardır ,insani değerlerimizden uzaklaşıyoruz .Doğal insan profilinden çıkıp yapay ,suni bir sosyal medya profili yarattık.Her geçen gün taklitçi,tahrikçi ve tahkirci anlayışla ben merkezcil bir insan yarattık kendi dünyamızda .Biz ne zamandan beri yediğimiz yemekleri insanların gözünün içine soktuk,üstelik oruç tutan bir toplumda ! Sahile git ayağını çek hikaye ‘ye at,annemle yemek yaparken ,yemekten sonra ki boş tabaklar , yemek sonrası çay ,tatlı .. vs . Ne kadar sığ ve sığır insanlar olduk .Sosyal medya hesaplarımız galiba bizi insani değerlerimizden uzaklaştırıyor .Normal yaşantımızda yaşamadığımız hayatı yaşıyorum imajı vererek farklı görünmeye çalışıyoruz .Bu insanların psikoloğa görünmesi elzemdir .