Herkes kendi yarattığı boşluğun büyüklüğü kadar konuşur bu dünyada. Bazı zihinlerin derinliği, sadece karşısındakini eksilterek var olabilecekleri o dar, tekinsiz odalar kadardır. İnsan, sınırların nerede bittiğini ve nezaketin nerede bir tehdide dönüştüğünü anlamak için bazen sessizce izlemek zorunda kalır. Karşımdaki labirentin haritasını gördüğümde, orada yürünmeyeceğini, sadece o haritayı sahibine bırakıp çıkılması gerektiğini anladım.
Çünkü bazı yenilgiler, çok önceden tasarlanmış muazzam birer kalkandır.
Gurur, sarsıldıkça gürültü çıkaran yapay bir kuledir; onu yıkmaya çalışmak sadece zaman kaybettirir. Ben de herkesin bildiği ama kimsenin itiraf edemediği o eski kuralı uyguladım: Ona, zihninde inşa ettiği o tahtı ve talep ettiği o mutlak haklılığı kendi rızamla bağışladım. Bir yanılsamayı beslemek, gerçek bir delilikle savaşmaktan her zaman daha zahmetsizdir.
Varsın, gürültülü sessizliğini bir zafer zannetsin. Varsın, sahneden çekilişimi bir boyun eğme, geride bıraktığım boşluğu bir mağlubiyet saysın.
Bazı hikayeleri bitirmenin en kesin yolu, muhatabını kazandığına ikna edip o sahte ganimetle baş başa bırakmaktır. Şimdi o, kendi sınırlarında muzaffer bir gölge gibi dolaşabilir. Ben ise, o karmaşık denklemin içinden tek bir bilineni çekerek bütün hesabı geçersiz kıldım. Kimin kazandığı, sadece geride kalanların dert ettiği bir teferruattır; yoluna devam edenlerin değil.