''Merhaba sevgili oğlum,'' dedi Binbaşı ciddi bir ifadeyle.
''Onca yıllık ayrılıktan sonra tekrar buluşmamız ne büyük mutluluk!'' dedi bir kez daha kapıya bakarak.
''Gerçekten de, uzun süre ayrı kaldık.''
''Mösyö, kucaklaşmayacak mıyız'' diye sordu Andrea.
''Nasıl isterseniz, oğlum,''
Evet arkadaşlar, bu diyalogları okuduktan sonra kitaba karşı yapmak istediklerimi sanırım çok güzel özetleyen bir video:
youtube.com/watch?v=7trpjBT...
Ya babasını 10 yıldır görmüyor, otomatik olarak babasını da oğlunu görmüyor ve 10 yıl sonra karşılaşıyorlar. Bunun sonucunda noluyor ? ''mösyö mösyö, oğlum siz, baba siz, kucaklaşalım mı, ay bilemedim ki şimdi gidip öpsem mi''
Yetti , bıktım ben böyle şeylere alışkın değilim, bu ne resmiyet yapma gözünü seveyim. Yine saçma sapan bir girişle başlattım incelemeyi ama kitapta en çok eksik bulduğum şeyi dile getirerek ve 1 puanın nereden gittiğini belirterek incelemeye başlamak istedim. Kitapta duygu denen şey neredeyse yok. Bazı kısımlar var, inanın çok duygusal; ama ne zaman ki diyaloglar kuruluyor, sevgililer geliyor falan hiç bir duygu kalmıyor. 17 yaşında iki genç, biri ona siz diyor biri buna siz diyor, ismiyle bile hitap etmiyor ki sonra niye bu çocuk beni bıraktı sonra bu niye benden ayrıldı. Neyse, burayı bu kısımda bitiriyorum. Artık kitabı anlatma kısmına geçmek istiyorum; çünkü sırf anne oğluna siz diyor diye güzelim kitabı sanki bundan ibaretmiş gibi göstermek istemem.
Monte Cristo Kontu, gerçekten çok güzel bir eser. Klasikler içerisinde neden bu kadar popüler olduğu aslında kitabın ilk başlarından anlaşılıyor.
Bende çok uyduruk bir yayın evinden çıkma 700 sayfalık bir basımı vardı, 1-2 yıldır kitaplığımda duruyordu ve okumadım. 2 Cilt basımı bekledim ve haberim olduğu gibi sipariş ettim. Fantastik kitaplara o
''Merhaba sevgili oğlum,'' dedi Binbaşı ciddi bir ifadeyle.
''Onca yıllık ayrılıktan sonra tekrar buluşmamız ne büyük mutluluk!'' dedi bir kez daha kapıya bakarak.
''Gerçekten de, uzun süre ayrı kaldık.''
''Mösyö, kucaklaşmayacak mıyız'' diye sordu Andrea.
''Nasıl isterseniz, oğlum,''
Evet arkadaşlar, bu diyalogları okuduktan sonra kitaba karşı yapmak istediklerimi sanırım çok güzel özetleyen bir video:
youtube.com/watch?v=7trpjBT...
Ya babasını 10 yıldır görmüyor, otomatik olarak babasını da oğlunu görmüyor ve 10 yıl sonra karşılaşıyorlar. Bunun sonucunda noluyor ? ''mösyö mösyö, oğlum siz, baba siz, kucaklaşalım mı, ay bilemedim ki şimdi gidip öpsem mi''
Yetti , bıktım ben böyle şeylere alışkın değilim, bu ne resmiyet yapma gözünü seveyim. Yine saçma sapan bir girişle başlattım incelemeyi ama kitapta en çok eksik bulduğum şeyi dile getirerek ve 1 puanın nereden gittiğini belirterek incelemeye başlamak istedim. Kitapta duygu denen şey neredeyse yok. Bazı kısımlar var, inanın çok duygusal; ama ne zaman ki diyaloglar kuruluyor, sevgililer geliyor falan hiç bir duygu kalmıyor. 17 yaşında iki genç, biri ona siz diyor biri buna siz diyor, ismiyle bile hitap etmiyor ki sonra niye bu çocuk beni bıraktı sonra bu niye benden ayrıldı. Neyse, burayı bu kısımda bitiriyorum. Artık kitabı anlatma kısmına geçmek istiyorum; çünkü sırf anne oğluna siz diyor diye güzelim kitabı sanki bundan ibaretmiş gibi göstermek istemem.
Monte Cristo Kontu, gerçekten çok güzel bir eser. Klasikler içerisinde neden bu kadar popüler olduğu aslında kitabın ilk başlarından anlaşılıyor.
Bende çok uyduruk bir yayın evinden çıkma 700 sayfalık bir basımı vardı, 1-2 yıldır kitaplığımda duruyordu ve okumadım. 2 Cilt basımı bekledim ve haberim olduğu gibi sipariş ettim. Fantastik kitaplara o