Cahilliğin binbir türlü şekli var : Okumuş cahillik Okumamış cahillik Spritüel cahillik Kendini bilmeyen cahillik Her şeyi bilen cahillik Vs vs Ama Türkiye'e en yaygın olanı biraz kitap okuyup , üniversite mezunu olup ağzın laf yapmasıyla birleşen cahillik O kadar güçlü ki sarsılmıyor hiçbir şekilde. İnsan bunları fark edince bilgisizlik diye bilinen cahilliğin ne kadar masum olduğunu düşünüyor. Çünkü yarım cahillik tedavi de edilemez ilerleyemez de Bilgisizlik diye bilinen cahillik tedavi edilebilir çok rahat bir şekilde Ama diğer cahillik türleri çok korkunç ve yıkıcı.
Gittiğinde, ardında bıraktığın yarım bir kalp değil, Yarım bir hayattı aslında..
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
"Giden geri gelir elbet... Yollar, ayrılıklar ve hatalar tükenip de kalbin pusulası yine doğru yeri gösterdiğinde döner. Ne o eksilmiştir ne sen bir tahta çıkmışsındır; sadece kaybetmenin eşiğinden dönmüş iki insan olarak bakarsınız birbirinize. O kapıdan içeri adım attığında, içindeki tüm o yarım kalmışlıklar silinir gider. Elini tutup gözlerine baktığında, geçen tüm o zor günlerin yükü hafifler ve ikiniz de anlarsınız: Gerçek sevgi, her şeye rağmen aynı limanda huzuru bulmaktır."
Aşk
İçimde taşıdığım hüzün; henüz tamamlanmamış bir hayatın, yarım kalmış en güzel türküsüdür. Kaderin en güzel yerinde susturduğu sazdan geriye kalan ince bir sızı gibi... Ne tam bir veda, ne de diri bir umut; yalnızca zamana emanet edilmiş bir ömrün yankısıdır!. Ali Rıza Taşkale
1000Kitap
Masa, sandalye ve yarım kalmış çay, Hepsi birden ayağa kalkıyor sanki. Güneş, şapkanın kenarından sızan sızı, Eski bir dost gibi çalıyor kapıyı. Selam ey caddelerin giden ışığı, Selam ey yalnızlığın usta işçisi. Biz seninle çok şiir eskittik akşamları, Sen beni bilirsin, ben senin karanlığını. Ali İhsan Konuklu
Kapağına Bakıp Hikâyeyi Yarım Bırakanlara
​Bazen etrafıma bakıyorum da, sanki herkes her şeyi daha kapağına bakıp çözmüş gibi. Bir kitabı eline alıyor, şöyle bir çeviriyor, iki sayfa karıştırıyor ve hemen hükmünü veriyor: "Bu bana göre değil", "Bu yazar saçmalamış", "Bu zaten sıkıcıdır." ​Peki, ya o kitabın içinde senin henüz hiç tanışmadığın, hayatını değiştirecek o cümle saklıysa? ​İnsan, bir kitaba ön yargıyla yaklaştığında aslında en çok kendine kapı kapatıyor. Kendi bildiği, kendi inandığı, kendi sevdiği o daracık dünyada dönüp duruyor. Oysa okumak, başka hayatların içine sızmak, hiç gitmediğin şehirlerin sokaklarında yürümek, hiç yaşamadığın acıları hissetmek değil mi? Biz neden bu kadar korkuyoruz farklı olanla karşılaşmaktan? ​Okumadan yapılan yorumlar, sadece bir yazarın emeğine değil, kendi zihnimize yapılan bir haksızlık. Gerçekten, gerçekten okumak; yani anlamaya çalışarak, içine girerek, yazarın neden o kelimeleri seçtiğini hissederek okumak bambaşka bir cesaret ister. "Bu kitap bana göre değil" demek çok kolay, ama "Bu kitap bana göre değil ama neden böyle yazılmış, bu yazar bana ne anlatmak istiyor?" diye düşünmek bir derinlik gerektirir. ​Bence biz, sevmediğimiz bir şeyle karşılaştığımızda onu hemen çöpe atmayı değil, biraz olsun anlamaya çalışmayı öğrenmeliyiz. Belki o kitap, senin tam da ihtiyacın olan o cevabı içindedir, ama sen kapağına takılıp onu reddediyorsundur. ​Önyargılarımızı bir kenara bırakıp, bir kitabın —ya da bir insanın— içine girmeden "sıkıcı", "kötü" veya "gereksiz" demek, aslında sadece bizim kendi görüş alanımızın darlığını gösterir. Bırakın, kitaplar bizi şaşırtsın. Bırakın, hiç sevmem dediğimiz sayfalar bize bambaşka dünyalar açsın. Çünkü okumak, bilmediğine tahammül etmek ve o bilmediğinin içinde kendine ait bir parça aramaktır. ​Okumadan konuşmak kolaydır, ama anlamaya
Kitle Psikolojisi