Puan vermedi·116 syf.··
2026 20. kitabı
Herkese selam Bugün yeni bir kitap yorumuyla daha karşınızdayım. Karşımızda tam anlamıyla aşkın, sabrın ve kavuşamamanın kitabı var diyebilirim. Umut, henüz küçük bir çocukken gönlünü Elif'e kaptırıyor. Büyüdüğünde kalbindeki bu yoğun hisleri ona itiraf etse de bu aşk, önünde büyük engeller olan "imkânsız" bir bağa dönüşüyor. Umut, Elif'i uzaktan, sessizce ve incitmeden sevmeye devam ediyor. Elif ise babasının kendi ruhunda açtığı derin yaralarla ve travmalarla mücadele eden, hayata tutunmaya çalışan çok yaralı bir kadın. Yaşadığı bu ağır duygusal yüklerden dolayı bir gün her şeyi geride bırakıp, habersizce çekip gidiyor. İşte bu noktada hikâye; Elif için zorlu bir "kaçış", arkada kalan Umut için ise upuzun bir "bekleyiş" sürecine dönüşüyor. Kitapta geçmiş ve şimdiki zaman o kadar güzel harmanlanmış ki ortaya gerçekten çok akıcı ve etkileyici bir kurgu çıkmış. Doğruyu söylemek gerekirse finalde daha farklı bir durum, belki biraz daha farklı bir ters köşe beklerdim. Ama ne diyelim; her aşk kavuşmayla bitecek değil ya... Bazı hikâyeler de yarım kaldığı için bu kadar iz bırakır.
Zaten O Şarkıyı Ben Sana YazmadımOrkun Galolar · İnkılâp Kitabevi · 202671 okunma
7/10
·80 syf.··
Beğendi
·
2026 38. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 20:48
Aslında çocuklar için yazılmış bir masalsı hikaye olarak lanse edilmesine rağmen bence bir yandan da büyükleri de etkileyebilecek bir eser #k:375172. Yaşam ve ölüm ile ilgili ya da inançlar ile ilgili pek çok metafor var eserde ve genel olarak da etkileyici bir şekilde yazılmış. Kitabı genel olarak beğensem de özellikle sonu biraz hayal kırıklığı oldu ama aslında yazarın ölümünden dolayı yarım kalan bir eser olduğunu sonradan öğrenince hikayenin sonunun niye o şekilde olduğunu anlamış oldum. Kısa, akıcı ve dinlendirici bir kitap.
Edebiyat
Galaktik Trenyolu'nda Gece VaktiKenji Miyazawa · İthaki Yayınları · 20231,572 okunma
Reklam
Çok uzun zamandır kitap okumuyordum...
8/10
·309 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 19:58
Yaklaşık 3 yıla yakın süredir elime doğru düzgün bir kitap almamıştım. Okuduklarım da genelde kısa hikâyelerdi ve onların bile çoğunu yarım bırakıyordum. Hiçbiri ilgimi çekmiyordu. Kitap okumak bana sıkıcı gelmeye başlamıştı çünkü odaklanma süremi kaybetmiştim. Ama Sessiz Hasta, daha ilk sayfalardan itibaren dikkatimi o kadar çekti ki sanki yıllardır içimde biriken o kitap açlığını bir anda uyandırdı. Okuyamamanın verdiği o bezginlik hissi de ortadan kayboldu. Bu kitabı ise sadece 3 günde bitirdim. Kitabın en sevdiğim yanı, gerilimi sonuna kadar koruması oldu. Her seferinde artık ne olduğunu anladığımı düşündüm ama yazar beni tekrar şaşırtmayı başardı. Alicia karakteri konuşmadan bile o kadar ilgi çekici yazılmış ki onun hakkında daha fazlasını öğrenmek istiyorsunuz. Theo ise ilk bakışta sıradan bir psikoterapist gibi görünse de hikâye ilerledikçe her şey çok daha karmaşık bir hâl alıyor. En çok da kitabın insan psikolojisine yaklaşımını sevdim. Travma, takıntı, ilişkiler ve insanın kendisinden bile sakladığı yönleri oldukça ilgi çekici bir şekilde işlenmiş. Finali ise uzun süre akılda kalan türden. Bitirdikten sonra birkaç dakika oturup olanları düşündüm. Eğer uzun zamandır kitap okuyamıyorsanız ve sizi ilk sayfalardan içine çekecek bir şey arıyorsanız, Sessiz Hasta benim için bunun en iyi örneklerinden biri oldu. Bana kitap okumayı yeniden sevdirdi.
Sessiz HastaAlex Michaelides · Domingo Yayınevi · 202312,8bin okunma
7/10
·308 syf.··
Beğendi
·
2026 10. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 19:13
Bazen hayatımıza giren bir insan, yıllardır kapalı kalan kapıları sessizce aralayabilir. Susan McBride’ın Kızılderili ve Çingene romanı, bir kasırganın ardından başlayan ve geçmişin sırlarıyla örülen sıcak bir hikâye anlatıyor. Çiftlikte yaralı ve hafızasını kaybetmiş halde bulunan yabancı bir adamın gelişi, yalnızca ev halkının değil, yıllardır meyve vermeyen ceviz ağacının bile kaderini değiştiriyor. Zamanla ortaya çıkan sırlar, aile bağları, kırgınlıklar ve yarım kalmış duygular hikâyenin merkezine yerleşiyor. Bu kitapta en çok sevdiğim şey, mucizelerin büyük olaylarda değil, insanların birbirine dokunuşunda saklı olduğunu anlatmasıydı. Kimi zaman hüzünlü, kimi zaman umutlu ama her sayfasında insanın kalbine değen bir roman…
Kızılderili Ve ÇingeneSusan McBride · Eksik Parça Yayınları · 2013274 okunma
9/10
·88 syf.··
Beğendi
·
2026 32. kitabı
Duyguların bedenden taşarak kaleme aktarılması denilebilir bu eserdeki şiirler için. Bu duyguların anlatılıp okuyucuya sunulması gerekiyordu. Şairin önsöz yazısında da belirttiği gibi şiirleri okuyucunun duygularına ortak olmak için sayfalara aktarılıp onlarla buluşturulmuştur. "Benim tek bildiğim sevgili, Bu şair sadece bir şiiri sevdi. Bir şiir uğruna çok kalem tüketti, Ve bu şair Bir şiir uğruna, Hayatını kaybetti..." Şiiri tıpkı sevgiliyi sever gibi aşık olan veya sevgiliyi değerli bir varlık olarak görülen şiire benzeten mısralar ile kalbinden taşanların dile gelişi denilebilir. Şiir gibi sevme... Ana hatlarıyla şiirsiz veya sevgilisiz kalınan bir dünyanın onda hissettirdiklerini kendisine has bir dil ile sunuyor. Bu dil anlaşılır olduğu için şiir okumaya yeni başlayacak kişilerin de rahatlıkla sayfaların içerisinde kendisinden bir şeyler bulacağını düşünüyorum. "Yüreğimden mantığıma giden yolda Bir deniz manzarasıydı varlığın Bu yolda inip sadece seni izledim Ben imkansızı değil seni sevdim İmkansızda umut vardı Sende şiir" İmkansız aşk, umudun kırıntısı, sevdiğine duyulan özlem ve bekleyişin sabrını ilmek ilmek kağıdına damlayan mürekkebine ruhuyla işler. "Seninle aynı şiirde geçmeliydi adımız Farklı kitaplardan okumamalıydık birbirimizi Çok devrik bırakmışlar seni Bütün yüklemleri de almışlar üstelik Yarım bir cümle olup kalmışsın belli Sevdiğim Ben seni tamamlayacak olan şairim Gözlerine baktım güldüğün vakit Gözlerinde bir şiir var ki ışıl ışıl
Şiir TutkusuTutku Yılmaz · Kalan Yayınları Yayınevi · 20263 okunma
Puan vermedi·254 syf.··
2026 36. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 16:54
“Haritalarda bulunmayan bir ülke burası: Yokluk Ülkesi. Sınırları sessizlikle çizilmiş, mevsimi daima yağmur öncesi…” Bir ofis masasının sıradanlığında başlayan, ancak yıldızların yörüngesinde yankılanan imkansız bir çekim. Petrikor. Yağmurun toprağa düştüğü o ilk anın kokusu… Başkalarının gözünden kendini görmek nasıldır, bilir misiniz? Kendinizi yakın hissettiğiniz kişilere karşı, gerçek sizi ortaya koyarsınız, mesafeli olduğunuz kişilere karşı, biraz daha resmi, hiç tanımadığınız insanlar ise çok daha farklı değerlendirir. Bu değerlendirmede; sizin güvendiğiniz kişilerin niyetini bilmiyorsanız; tanımadığınız insanlar, size yaklaşmak bile istemezler, ya da çok daha samimi davranırlar. Maalesef, kimse gerçek sizle ilgilenmiyor. Duydukları, sizin yaptıklarınızın her zaman önüne geçiyor. O yüzden kime güvendiğinizi ve arkanızı kime yasladığınıza dikkat edin. Petrikor; Johan Axon kaleminden, Limera Yayınlarından basımı yapılan, 254 sayfadan ibaret roman. Petrikor kitabında, yazar karakterlere isim vermemiş. Adam ve kadın olarak geçiyor. Herhangi iki insan... Adam; daha çok iç dünyasında yaşayan, fazla iletişim kurmayı sevmeyen, o yüzden genelde, mesafeli olarak adlandırılan karakter. Kadın; içine kapanık, duygusunu çok ifade edemeyen karakter. Duygular ne kadar yoğun olursa olsun, olmadı mı olmuyor işte. Ne bağlanabiliyorlar, ne de kopabiliyorlar. Oasis ve Lapis gezegenleri ve yeryüzünde adam ve kadın... İkisi de aslında yokluklar ülkesi ve yokluklar ülkesinde var olma mücadelesi veriyorlar. Çünkü herkes, hayatının bir noktasında Yokluk Ülkesinden geçer. Ve bazıları, orada kalır. İnsanın kalbi ne kadar büyüktür gerçekten? Bir kalp ne kadar şeyi içine alabilir, kaç kişiyi sevebilir, kaç acıyı, kaç sevinci taşıyabilir? Tarih boyunca arayanların en büyük sırrı da buydu:
PetrikorJonah Axon · Limera Yayınları · 202674 okunma
Reklam
Reklam