Kitabı Farika

Kitabı Farika
@yasingivanc
İstanbul üniversitesi
İstanbul
102 okur puanı
Ocak 2022 tarihinde katıldı
Yeryüzünün kirine, günahına, lanetine karşı yapabileceğimiz tek şey şefkate, sevaba, hayra hicret etmekten başka bir şey değildir bana sorarsanız. insanın Müslümanca ve güvenlik alanına sahip olmaksızın dünyaya gösterdiği her tepki eğer samimi ise tırnaklarını yemekten başka bir yaptırım gücüne sahip olamayacak, eğer samimi değilse şeytanın arabasındaki tekerleğin daha hızlı dönmesine yardımcı olacaktır.
Alıntı
Reklam
Amerika'nın vetosunu yadırgamadık, Rusya'nın vetosunu yadırgamıyoruz. Fransa'nın sosyalist Mitterand'ının ''Madem Ara p devletleri İsrail'i devlet olarak tanımıyor, ijylryse İsraii'in de kendi varlığını tehdit eden Filistinli gerilla kamplarını imha etmrye hakkı vardır. " deyişini yadırgamayız. Her şey gözlerimiz önünde olup bitiyor. Her yeni çatışmanın bir önceki ni unutturuyor olmasını yadırgamıyoruz. İsrail, Suriye uçaklarını düşürüyor.Aynı uçakların Müslüman Kardeşler'in üstüne bombalar yağdırdığını unutalım mı, hatırlayalım mı, bjlemiyoruz. Bu günlerde Afganistan'ı hatırlamanın sırası mı, bilemiyoruz. Polonya dünya haritasında hala yer tutuyor mu? Anlayamıyoruz. Filipinler diye bir ülke yine var mı, yoksa bir zamanlar biz olduğunu mu sanmıştık? Bunu da bilemiyoruz. Netice itibarıyla şu noktaya varıyoruz: Kitle iletişim araçlarıyla doldurulmuş zihnimiz bize şaşkınlıktan başka bir kazanç getirmiyor. Dünya olaylarının cesameti tek tek insanlar olarak eziyor bizi. Antenlerimiz dünyaya daha çok açıldıkça kendi benliğimiz üzerine daha çok yoğunlaşıyoruz. Bütün bunları bilip de biz Müslümanları dünya sistemi içinde uygun görülen bir yere oturtmak isteyenlerin dilekleri doğrultusunda çırpınmak bize düşer mi? Eğer elma şekeriyle kandırılan çocuklar değilsek veto edebilir miyiz dünyayı? İnsan olarak dünyayı veto etme hakkımız var mı?
Alıntı
İnsanoğlunun “emperyal bir hayvan” olduğu görüşüne yakınlık duyan herkes, toplum hayatında iyi bir başlangıç yapmış bireylerin, hayata kötü başlamış olanları avlayacağını düşünür. Daha doğrusu; toplum ilişkilerinde veya toplumlar arası ilişkilerde gasıp ve gabin konumunda bulunan herkes, bu haksız yerlerini başkalarının gözünde meşrulaştırmak ve durumlarını akla uygun göstermek için, sahip olduklarının iyi bir başlangıcın ürünü olduğunu savunur. “Dişlerin varsa ısır, pençen varsa parçala. Hayatta kalmak için senden daha zayıf olanları avlamak ve yutmak zorundasın. Gücün yetiyorsa hükmet; yetmiyorsa üzerindeki hükümranlığa rıza göster.” İşte Batı burjuva medeniyetinin telkin ettiği ahlak, dönüp dolaşıp bu ideolojide karar kılar. Yürürlükteki dünya sistemi içinde, iyi bir başlangıç yapmayı başaranların üstünlükleri tartışmaya açılmaz. Bu despotik ortamda ırkçılık, bazen açıkça; ama çoğu zaman gizli bir şekilde, Batı burjuva medeniyetinin mayasını oluşturur.
Alıntı
Ölümü bile paylaşmaya yatkın olan insanoğlu, bir yanlışı haydi haydi paylaşır. Ölüm ki tek başına karşı karşıya kalınması zorunlu olayların en keskinidir. Yine de ona yaklaşırken insanlar "hcryat"a dair bir unsuru işe karıştırmadan edemezler. Malraux '1nsanlık Durumu "ndaki bir kişisine şunu söyletir: 'Tek başına ôlünmediği zaman daha kolcry ölünür. " Bir Müslüman için bu sözün belki büyük bir anlamı yoktur. Çünkü Müslüman yalnızca göçer, göçerken de yanında bir şeyler götürür: Amellerini. Bu sebeple Müslüman ölümü bir "trajik son " olarak göremez. Ölümü paylaşmasına da gerek yoktur, çünkü irtihal, yani bir başka dünyaya göç insanın amelleriyle birliktedir.
Alıntı
İnsanoğlu henüz ilkel teminatlar duygusundan kopamamışsa, yüce ve gerçek teminatlara (daha doğrusu yüce ve gerçek olan yegane teminata) elini sunamayacaktır. Allah'a ve yalnız Allah'a güvenmek bir iç terbiye işidir. Böylesi bir teminat Hakk'tan atadır. Bunun yanısıra hakikatle yaln12lığın zıtlaşmasında ikinci bir merhaleyi söz konusu etmeliyiz. Hakikate doğru yol alan insan, bu yolculuğa girişmiş başka insanlarla aynı istikamette yürür. Hem yalnızdır, hem ötekilerle birliktedir. Böylece, bir yandan insani zaaflarından ötürü muhtaç olduğu güvenlik alış-verişine bir cevap sağlamış olur, bir yandan da bu güvenliği bir sığınma, bir bağımlıJık haline sokmadan kendi yolunda ilerleyebilir. Yani, hakikate yönelen insan ve insanlar hem yaygın (kulların dayanışmasıyla mukayyed) bir güvenceye (teminata) hem de derin (kulun Yaratıcı'dan istediğiyle mukayyed) bir güvenceye kavuşurlar. Dahası da var: Yaygın dediğimiz güvence derin olana, derin dediğimiz güvence yaygın olana açıktır.
Alıntı
Reklam