Hürriyeti iki türlü, biri içe, diğeri dışa doğru hürriyet olarak anlayabiliriz. İçe doğru hürriyet gücünü "mistisizme deryalı" anlayıştan alır. Dışa doğru hürriyetin ise dayandığı anlayış elde etme, tatmin olma duygusuyla beslenir. Çağdaş hürriyet anlayışı büyük ölçüde bu ikinci türden hürriyet kavramına yakındır. Yani insanların bedenleri itibariyle daha çok alanı denetim altına almaları, bedenlerine ve ruhi ihtiyaçlarına gereken tatmin vasıtalarını daha çok kullanabilmelerini öngörür. Daha çok şey yapabilen, daha çok konuşabilen kişi modern görüşün içinde "hür" sayılır. Bu anlayış çerçevesinde hemen göze batan husus, bu kişinin, ya da genel olarak insanın, insanlığın hürriyetinin kendinden başkasıyla karşılaşır karşılaşmaz "mesele" çıkaracağıdır. Tek insan bir başka tek insan karşısında ne kadar hürdür? Bir insan grubu bir başka insan grubu karşısında hürriyetini ne ölçüde kullanabilir? Nihayet tüm olarak insanlık tabiat karşısında hürriyetini hangi yollarla ve nasıl kullanır?
Bu soruların her biri başlıbaşına felsefi mesele haline gelmiştir. İndirgemeci anlayış içinde diyebiliriz ki dışa doğru hürriyet anlayışının insanı, insanları ve insanlığı sürüklediği yer "çatışma alanı "dır.