Kitabı Farika

Kitabı Farika
@yasingivanc
İstanbul üniversitesi
İstanbul
102 okur puanı
Ocak 2022 tarihinde katıldı
Tek ınsan hürriyetini kendi dışına doğru gerçekleştirmek istediği zaman karşısında bir başka insan bulur. Bu vakıa onun bir başka insanla çatışması demektir. Bir insan topluluğu topluluk hürriyetini yaşayabilecek imkanı ancak bir başka grupla çatışmaya, savaşa girerek elde edebilir. İnsanlığın tümü de tür olarak hür olabilmek için tabiatla çatışmak, ondan kendi lehine sonuçlar elde etmek zorundadır. Dışa doğru hürriyetini kazanmak isteyen her nesne, her şahsiyet, her cemaat savaşı ön şart olarak kabullenmek zorundadır.
Reklam
Hürriyeti iki türlü, biri içe, diğeri dışa doğru hürriyet olarak anlayabiliriz. İçe doğru hürriyet gücünü "mistisizme deryalı" anlayıştan alır. Dışa doğru hürriyetin ise dayandığı anlayış elde etme, tatmin olma duygusuyla beslenir. Çağdaş hürriyet anlayışı büyük ölçüde bu ikinci türden hürriyet kavramına yakındır. Yani insanların bedenleri itibariyle daha çok alanı denetim altına almaları, bedenlerine ve ruhi ihtiyaçlarına gereken tatmin vasıtalarını daha çok kullanabilmelerini öngörür. Daha çok şey yapabilen, daha çok konuşabilen kişi modern görüşün içinde "hür" sayılır. Bu anlayış çerçevesinde hemen göze batan husus, bu kişinin, ya da genel olarak insanın, insanlığın hürriyetinin kendinden başkasıyla karşılaşır karşılaşmaz "mesele" çıkaracağıdır. Tek insan bir başka tek insan karşısında ne kadar hürdür? Bir insan grubu bir başka insan grubu karşısında hürriyetini ne ölçüde kullanabilir? Nihayet tüm olarak insanlık tabiat karşısında hürriyetini hangi yollarla ve nasıl kullanır? Bu soruların her biri başlıbaşına felsefi mesele haline gelmiştir. İndirgemeci anlayış içinde diyebiliriz ki dışa doğru hürriyet anlayışının insanı, insanları ve insanlığı sürüklediği yer "çatışma alanı "dır.
Alıntı
Çağdaş teknolojik medeniyet gerek uzay araştırmaları, gerekse mikro organizmalar üzerine yaptığı çalışmalarla, bunun yanı sıra da endüstriyel başarılarıyla aleti en ön sıraya almış bir kafa yapısını önemli kılmaktadır. Böylece bilgiyi yani yeryüzünde insanın mevcut oluşunun hikmetini ikinci plana atmıştır. Hürriyettir modern insanın tutkusu, bir şeyler gerçekleştirebilmek, kendi ufkunu sürekli olarak zorlamaktır. Bu yolda ilerledikçe de altındaki toprak durmaksızın kaymakta, kul olarak insan varlığının güvenlik bölgelerini tahrip etmektedir. Modern insan merdiveni tırmanıyor, ama çıktığı her basamak bir basışta kırıldığı için tepede, yalnız, çıplak, çaresiz kalmaktadır.
Alıntı
Güvenliğin kaynağı "blgi"dir. Hürriyetin kaynağı ıse "alet. " Bilgiye sahip olan kişi emniyet duyar, itminan sahibidir. Alete sahip olan kişi ise bunu kullanmak, bununla bir yere varmak ister. Hürriyete ulaşmak isteği aleti önemsemekten doğar. Bilgi, bilginin mahiyetini kapsadığı gibi, aletin de mahiyetini kapsar. Bu sebeple bilgi birinci sıradadır. Bilgiyi elinde tutan aletin neyi sağlayıp neyi sağlamayacağını da bilebilir. Bu sebeple geleneksel toplumlar kendilerini aletlerin gücüne teslim etmemişlerdir. Eğer Ad ve Semud kavimlerinde görüldüğü gibi taştan oydukları evlerine, yani aletlerine güvenmişlerse helak olmuşlardır. Aletin kendisi bir bilgi değildir, yalnızca bir imkandır. Bu imkan kendi sınırlarını kavrayamadığı sürece felaketin başlangıcı olur.
Alıntı
Hıristiyan çileciliğine karşı çıkan laik batı düşüncesi, önce hürriyeti övdü; insanın dünyada ahenkli ve birbirine zulmetmeden yaşamasını değil, onun kendi dışındaki hiçbir şeye boyun eğmeksizin "hür" olma ını, felsefi manada kendini gerçekleştirmesini, bünyesinin ve çevresinin bütün iplerini eline alma kavgasını övdü. Ferdin hürriyet kavgası önce dünyevi yüksek idealler, kimilerinin burjuva değerler dediği idealler uğruna oldu. Protestan ahlakı dünyevi idealler ile uhrevi idealleri aynı anlamda kullanmayı kolaylaştırdı. Bu dünyada zengin ve kuvvetli olmak Tanrı'nın o insanı öteki dünyada da "seçtiğinin" işaretiydi. Burjuva değerler zirvesine N apolyon ulaştı. "N apoleon Bonaparte" imparatorluk tacım Papa'nın elinden giymedi. Napolyon, Papa'nın elinden imparatorluk tacını alıp kendi elleriyle kendi başına kondurdu. Asalet benimle başlıyor dedi Napolyon. Bu hüküm Hıristiyanlığın yüzyıllar boyunca tutunduğu değerlerin yerine "hür" insanın değerlerinin geçtiğinin nihai timsali idi.
Alıntı
Reklam