"Fırın ateşi, belki yangın ateşinden daha yüksek bir ısıdadır ama o pişirir; çünkü itidallidir, istikrarlıdır ve acelesi yoktur, sabırlıdır. Nil ve Fırat ne kadar coşkun akarsa aksın, onlarda bu coşkunluk istikrarlı ve itidalli bir coşkunluk içindedir; bu bakımdan asla sellerin coşkunluğuyla bir tutulmazlar: birinciler besleyici ve verimli olurken; itidalden ve istikrardan mahrum bulunan sel suyu tahrip edicidir. Ben, nehir suyu olmayı öneriyorum, sel suyu olmayı değil..."
"Acelemiz olduğunu söylüyoruz. Acele ediyoruz. İşlerin, insanların ardından koşmaya, yetişmeye çabalıyoruz. Ama içimiz gene de tatminsiz, çünkü biliyoruz ki yetişemediğimiz, yarım bıraktığımız, yarım bırakmak zorunda kaldığımız işlerimiz, tamamlayabildiklerimizden daima daha çok görünüyor. Bir de içinde yaşadığımız çağın "hızlı" diye nitelenmesi, bizi baş döndürücü bir hız girdabının içine sürüklemeye yetiyor. İşimizin daima biraz daha aceleyle ve biraz daha hızla ifa edilebilmesi için, birileri elinden geleni ardına koymuyor.
Böylece, neredeyse hiçbir şeye demlenme fırsatı tanınmıyor dense yeridir. Bir yerde okumuştum. Bir baba, oğlunun devam ettiği okulun müdürüne, oğlunun daha kısa zamanda mezun olabilmesi için derslerin basitleştirilmesinin mümkün olup olmadığını sorunca, müdürden şu cevabı almış: "Şüphesiz ki mümkündür. Yalnız bu, sizin, oğlunuzu ne olarak yetiştirmek istediğinize bağlı. Şöyle ki; Allah, bir meşe ağacını murat edince ona yüz yıllık mühlet tanır. Ama bir balkabağını murat ettiğinde iki ay kâfi gelir!"
Dua, çünkü, havaya atılan bir taş gibidir: etkisi mutlaka görülür. Havaya atılan bir taş, bu dünyada bir değişim talebini içerir. Havaya atılan bir taş, bir irade izharıdır: bir eylemdir.
Bize, duanın cevapsız kalmayacağı bildirilmektedir. Bir Hadis-i Şerifte şöyle söyleniyor: "Kabul edileceğine inanarak Allah'a dua ediniz ve biliniz ki, Allah gaflet ve heva içinde olan bir kalpten gelen duayı kabul etmez."
bir ülkede İslâm hukukunu uygulamaya hazır insanlar mevcut olmadıkça orada mücerret İslâm'ın hükümleri uygulamaya konulmuş olsa bile, bu durum İslâmî bir anlam ifade etmeyecektir.