Kitabı Farika

Kitabı Farika
@yasingivanc
İstanbul üniversitesi
İstanbul
101 okur puanı
Ocak 2022 tarihinde katıldı
Varlığın ve evrenin anlamının olduğunu kabul etsek de reddetsek de anlamdan yoksun bir hayat yaşamak mümkün değil. İnsanın en küçük mutlulukları da en büyük başarıları da anlam ve önemle doğrudan irtibatlıdır. Bir insanın başına gelebilecek en kötü şey, kendi varlığının hiçbir anlam ve kıymetinin olmadığı fikrine mahkum edilmesidir. Sömürgecilik bu yüzden özünde kötüdür; çünkü baskı altına alınan bireyleri ve toplumları bir hiç mesabesine indirger ve varlıklarının hiçbir anlamının olmadığını söyler. Bu, onları diri diri gömmekten farksızdır. Yine bu sebepten dolayı emek hırsızlığı en büyük hırsızlıktır. İnsanın emeğini değersizleştirmek, alınıp satılır bir meta haline getirmek ve bütün bunların üstüne o emeği çalmak, insanın bizatihi varlığını metalaştırıp çalmaktan farksızdır.
Alıntı
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Bazıları için hayat bir oyundur. Bedeli ne olursa olsun kazanılması gereken bir oyun. Kimileri içinse bir şovdur. Ekranın cazibesine esir olmuş, alkışların ve "beğeni"lerin hayatındaki dramı ortadan kaldıracağını zanneden ruhların başrolde olduğu bir hayalet şov. İletişimin modern ve sanal biçimleri tüm hayatı bir küresel maskeli baloya çevirmiş durumda. Herkes bir markanın, imajın, unvanın, formanın, tabelanın, apoletin, avatarın, maskenin arkasına saklanarak yaşamayı artık normal kabul ediyor. Böyle bir dünyada hayatın anlamı meselesinin bir mesele olarak ortaya konmasına bile izin verilmez.
Alıntı
Kim haklı? Hayat, "Bir budalanın anlattığı, kuru gürültü ve şamata dolu ve hiçbir şey ifade etmeyen bir hikaye midir?" diyen Shakespeare mi, yoksa "Ben öyle bilirim ki yaşamak / Berrak bir gökte çocuklar aşkına savaşmaktır" diyen İsmet Özel mi? İnsan, bir budalanın anlattığı hikayeyi sorgulayacak kadar akıl sahibi ise, çocuklar için savaşacak kadar da erdem ve cesaret sahibi olmalıdır. Yaşamak eylemini varlığımızı sorgulamaktan, şüphe etmekten, bilmekten, berrak bir gökyüzünden, çocuklardan ve onlar aşkına savaşmaktan ayrı düşünebilir miyiz?
Alıntı
Kur'an-ı Kerim'de sıkça geçen tefekkür ayetleri; tefekkür ile ubudiyet, düşünmek ile kulluk arasındaki ilişkiye dikkat çeker. İnsan tefekkür yoluyla imanını kuvvetlendirir, iman yoluyla da düşüncesine derinlik kazandırır. İnanmak, aklı tatile çıkarmak değildir. İnanç, aklı kamçılar; bizi hesabi ve çıkarımsal akıl yürütmenin ötesine geçmeye zorlar. İnanmak, entelektüel tembellik yapmak değil, aklı daha etkin ve doğru bir şekilde kullanmak demektir. İnanç adına aklı köreltmek de, akıl adına inancı terk etmek de büyük bir sapmadır. Birini diğerine feda etmek yerine ikisini birden kanat yapıp gök kubbemizi seyr ü temaşa etmek daha anlamlı bir davranış olur.
Alıntı
İbret nazarıyla tefekkür etmek bir ibadet biçimi haline gelir; çünkü ibadet, insanın ruhunu Allah'a yakınlaştırması ve teslim etmesidir. Tefekkürün nihai amacı insanın aklını, kalbini ve ruhunu, varlığın kaynağı olan Yaratıcı'ya yakınlaştırmasıdır. Allah'ın "Ol!" emriyle yarattığı varlık hakkında düşünmek, son tahlilde O'nun bir buyruğu üzerinde tefekkür etmek demektir. Varlık üzerinde düşünmek suretiyle Allah'a yakınlaşmaya çalışmak, ubudiyet yani kulluk makamının bir hasletidir. Burada düşünmek, muhasebe yapmak, dua etmek, Allah'ı yüceltmek ve anmak (tesbih ve zikir), tek bir eylem haline gelir. Ebu'd-Derda'dan rivayet olunan "Bir saat tefekkür, kırk gece nafile ibadetten üstündür." hadisi bu noktanın altını çizer.
Alıntı