Kitabı Farika

Kitabı Farika
@yasingivanc
İstanbul üniversitesi
İstanbul
102 okur puanı
Ocak 2022 tarihinde katıldı
Kişioğlu ancak ve ancak, maddî ve manevî açıdan hayatı öngör-ldüğü yerde yaşar; öngörülebilir bir hayat ise tutarlı bir hukuk ile bu hukukun güçlü icrâsının bulunduğu yerde ortaya çıkar."Elbette söz konusu edilen yalnızca toplumsal dü-zeydeki ya da toplumlar arasındaki hukuk ile icrâsı değil-dir; iki kişinin ilişkisinde bile bir ilişki hukukunun bulunması, ilişkinin öngörülebilirliğinin güvencesidir. Basit bir iş ilişkisinden karmaşık eş ilişkisine değin insanî tüm ilişkilerin, üzerinde önceden uzlaşılmış bir hukuka göre yürütülmesi, hayattaki öngörülebilirlik arayışının bir ifadesidir.
Alıntı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Türkiye'de düşünür bildiğimiz insanların fikirlerinin çoğaltıldığına şahit olamıyoruz, çünkü bu tür insanlar düşünür olarak değil mürşid olarak kabul ediliyor; anmalar da büyük oranda övgü düzmek biçiminde yapılıyor. Elbette bir insan herhangi bir kişiyi kendisine mürşid belleyebilir; ancak geleneğimizde mürid, mürşidini anma toplantısı düzenleyerek araştırma konusu kılamaz, tar-tışma nesnesi haline getiremez. Bir tartışma toplantısı düzenlenmişse kutsallık ortadan kalkar, çünkü kutsal bizâtihi tartışma konusu kılınamaz. İşte bu nedenledir ki, ülkemiz-de tarihî kişiliklerin düşünceleri çoğaltılamıyor, tersine yalnızca övgünün nesnesi kılınıyor. Övgü insanın duygularını tatmin eder, aklını değil, çünkü akıl ikna olmak ister, tatmin olmak değil. Duyguları coşturan bir konuşma geçicidir; iz bırakmaz; düşünceyi tırmalayan, rahatsız eden, hat-ta sıkıntıya sokan bir sunum ise yeni sorular yaratır; soru, yanıt talep eder; yanıt arayışı yeni açılımlar doğurur; sonuçta araştırma konusu kılınan çoğalır; insanlara yeni ufuklar açar.
Alıntı
Taş yerinde ağırdır; kişi, olgu ve olay da öyle. Bir tarihî kişiliği ya da konuyu yerinde ele almak, o kişiyi ve konuyu doğru yere oturtmak demektir. Günlük siyasî projelerde meşrûiyet aracı olarak kullanılan tarihî kişi ve olaylar çarpıtılırlar; bu süreç bir süre sonra tahrif edilmiş bir tarih resminin ortaya çıkmasına neden olur. Bozuk bir mikroskop ya da teleskopla inşa edilen doğal gerçeklik ne kadar doğaya uygunsa bozuk bir kavramsal çerçeveyle incelenen tarihî bir gerçeklik de o kadar tarihe uygun olacaktır. Bir milletin tarihine ilişkin resmi, tasavvuru bilgiye değil de yalnızca övgü ya da sövgü içerikli duyguya dayanırsa o millet tarihteki yönünü bulamaz. Bu nedenle, sık sık tekrar ettiğimiz üzere, tarih, ancak ve ancak geleceğe ilişkin projesi olan milletler için anlamlıdır; sadece övenler için tatmin edici bir nostalji iken sadece sövenler için ise kurtulunması gereken bir yüktür...
Alıntı
Kişi neyi severse sevsin, neyi yererse yersin; neye inanır-sa inansın, neyi inkâr ederse etsin, kısaca ne ederse etsin bilerek etsin. Çünkü ed-e-bil-mek, bilmektir. Kudemânın dediği gibi, "Evren'de en değerli insandır; insanda en değerli akıldır; aklın değeri bilmesindedir; bilmenin değeri ise adâletle eylemesindedir." Yine eslâfın işaret ettiği üzere, "Kinâye te'vili, mecâz tefsiri talep eder; hakîkate gelince o yalnızca ilim ister. O ilim ki, muhatabına bir istikamet verir." İstikametsiz tüm deyişler/söylemler yalnızca idare etmek, yani aklı dolaştırmaktır.
Alıntı
Cehâlet kelimesinin kökü olan 'c-v-l' dönmek, dolaşmak, amaçsızca ve nereye gittiğini bilmeksizin daireler çizerek en-dişeyle gezinmek; ilim kelimesinin kökü olan 'i-l-m' ise nişan, yol işâreti, alâmet gibi anlamlara sahiptir. Her iki kelimenin anlamı, köklerini çöl ile bedevî arasındaki günlük ilişkilerde bulur. Bu nedenle, ilim esas itibarıyla çölde yol al-mak, dolayısıyla hayatta kalmak için takip edilmesi gere-ken yol işaretlerine, bir bütün olarak bir hat/çizgi oluşturan alâmetlere göre yol almak demek iken cehâlet, habersiz kalındığında ölümle sonuçlanabilecek, bir hat oluşturan yol işaretlerinin rehberliğinin kaybedilmesi demektir ki, yol işaretlerini kaybetmek, çölde başıboş dönüp durmak, kısır bir döngünün içinde yuvarlanıp yok olmak anlamına gelir.
Alıntı