Kitabı Farika

Kitabı Farika
@yasingivanc
İstanbul üniversitesi
İstanbul
102 okur puanı
Ocak 2022 tarihinde katıldı
Niçin? Niçin hemen hemen hiçbir matematiksel gök teorisi bulunmayan Çinli astronomlar güneş lekesi, yıldız patlaması gibi gök olaylarını görebiliyordu da, olağanüstü hendesî modeller oluşturan, binlerce yıl rasat yapan, gözlerini gökyüzüne diken, bunun için onlarca rasat âleti icat eden Batı medeniyetleri câmiasına mensup astronomlar göremiyordu. Başka bir deyişle, bakıldığında görmeyi mümkün kılan ya da görememeye neden olan nedir? Bu soru-nun tek bir yanıtı var: Kavramına sahip olunmayan şey görülemez. Nasıl ki çıplak göz tarafından, teleskop olmadan uzak cisimler, mikroskop olmadan küçük cisimler görüle-mezse aklın gözü olan, ona teleskop ve mikroskop hizmeti veren kavramlar olmadan da akıl göremez; öte bir deyişle akıl yalnızca kavramına sahip olduğu şeyi görebilir.
Alıntı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Aklı, ilmi ve ibâdeti bir ve aynı kabul eden bir medeniyet, günde yirmi dört saat çalışan mensupları sayesinde varoldu, bundan sonra da ancak ve ancak bu şekilde varolacak... Sözlük anlamında "yoksun olmak, bozulmak, durmak, ihmal etmek, kesilmek, hasara uğramak, felç ol-mak gibi pek çok olumsuz manâ bulunan tatil kavramı, hiç şüphesiz ne ilim, ne akıl, ne de ibâdet için geçerli olur; aklını tatile gönderen bir medeniyet sürekliliğini muhafaza edemez. Kısaca, akılda/akletmede tatil olmaz; ibâdet tatil kaldırmaz; ilim tatile çıkmaz. Ya çıkarsa? Bu sorunun yanıtı için uzun söze ne hacet, mevcut durumumuza bakmak yeterlidir: Aklını, ilmini ve ibâdetini tatil eden, siyâdetini ve saâdetini de tatil etmek zorunda kalır.
Alıntı
Dışarıdan gidenler, dışarıyı fazla ciddiye alanlar, sırrı yani insanı dışarıda arayanlar acz hissederler. Bu acz sürdürülebilir olmaktan çıkınca insanı korku/havf kaplar. Korku kalıcı bir hal alırsa kişiyi anlamsızlığa sürükler. Hayatı anlamlandırma yetisini kaybeden kişi ise ya kendini koyverir yani aralaştırır ya da kendini imha eder. Maneviyâtı yani kişinin anlam dünyasını dışarıdan hareketle kuracağını zannedenler, zamanla içeriyi dışarıya benzetirler; insa-nı bir meta gibi algılamaya başlarlar. Acz ve neden olduğu korku, insan olmaklığın çıkış noktasıdır: [Insaf ile ger olur-sa dikkat/ Nimet mi değildir acze ruhsat]; ancak bu-ara-da kalmak insanın önce kendini, daha sonra çevresini imha etmesinin başlangıcıdır: İnsanın acz ve korkudan kendine geçmesi, kendinde gömülü olanı bulması, kudemânın deyişiyle, hâle hamd etmesiyle, şükretmesiyle başlar; bu, insana bir kuvvet verir; bu kuvvet de korkuyu ümide/recâya dönüştürür. Öyleyse dışarıdan içeriye, acziyetten kuvvete, korkudan ümide adım atma, hamd/şükr etme ile başlar. Bu nedenle hamd/şükür köprüdür; kişiyi dışarıdan içeriye taşır: [Hamd âna ki kıldı halka rahmet/Tahmîdde acze verdi ruhsat]
Alıntı
insan, ister Evren'in en ücra köşelerini, ister yerin en diplerini tarassut etsin sonuç kendini ihmâldir. Çünkü insan kendini ne köşelerde ne de diplerde bulabilir. Düşünce tarihinde dışarıdaki yollardan giden hiçbir düşünür kendine uğrama fırsatı bulamamıştır. Dışarısı aradır; aralıkta mevcut olan insandır; in-san aralıkı değil aralıkta bulunan kendini aramalıdır. Başka bir deyişle, aralıkta kayıp olan insandır; bu nedenle arada arayan insan, aradığı şeyin kendi olduğunu bilmelidir; tersi durumda insan ara-lık-da kaybolup gider. İnsanın kendini bulmasının olmaz ise olmaz ilk şartı ise yine kendini bu-ara-da, aralıkta bulmasıdır.
Alıntı
O gün bu gündür insan "büht ü hayret re's-i marifettir" deyip kendini insan kılan niteliği hep dışarıda aradı; ya Evren'in en ücra köşelerinde ya yerin en diplerinde. Kısaca insan kendini unuttu. Bu nedenledir ki, "İnsan nisyan ile malûldur." denilmiş; insan ile nisyan arasında köken yakınlığı kurulmuştur. Felsefe-bilim tarihine bakıldığında da bu durum müşahede edilebilir: Sümerlerden Babillilere, Mısırlılardan Yunanlılara merakın, hayretin hep gökyüzüne, yeryüzüne, kısaca dışarıya yöneldiği görülür. Dışarıya nazar eden insanı kendine konu alan Sokrates ile öğrencisi Platon'un bilgiyi, insanın unuttuğunu hatırlaması şek-linde tanımlamaları; Platon'un insanın düştüğü bu durumu izah için inşa ettiği istiâre-i temsiliye, düşünce tarihinde içe-riye yönelmenin ilk adımlarını teşkil eder. Öyle ki, Platon dışarının bilgisini bile içeriye yerleştirir. Bu süreci, öğrencisi Aristoteles tamamlar: De Anima yani Kitâbu'n-nefs yani Kendi'nin Bilgisi. Nübüvvet ile ondan beslenen sûfî düşünce okulları ise insanın kendine ilişkin bilgiden ziyade, insanın kendini tanımasından bahsederler: "Men 'arefe nefsehû fe-kad 'arefe Rabbehu": "Kendini tanıyan Rabbini tanır."
Alıntı