Kitabı Farika

Kitabı Farika
@yasingivanc
İstanbul üniversitesi
İstanbul
102 okur puanı
Ocak 2022 tarihinde katıldı
Büyük halk filozofumuz Temel kendisine "Toparlan! Seni Kıbrıs'a yerleştireceğiz." denildiğinde sorar: "Ne kadar zamanım var?" "En fazla üç saat!" denilince Temel hemen eline bir iki çuval alıp köyün merkezine doğru koşmaya başlar. Evine gidip eşyalarını alacağına köyün merkezi-ne koşan Temel'i takip edenler ilginç bir manzarayla karşılaşırlar: Temel köyün mezarlığında çuvallara mezar taşlarını doldurmaktadır. Sorarlar: "Ne yapıyorsun? Gidip eşyalarını alsana!" Temel'in yanıtı çarpıcıdır: "Eşya her yerden alınır! Ama gavurlar bana 'Bu topraklarda ne işin var?' di-ye sorduğunda, aha diyeceğim en büyük dedemin mezar taşı, bu da dedemin, ha bu da babamın mezar taşı!" Başka söze ne hacet: Bir kişi yaşadığı topraklarda yerli mi, yabancı mı, gezgin mi, işgalci mi yahut sömürgeci mi olduğunu öğrenmek istiyorsa mensup olduğu anlam-değer dünyasının o topraklardaki işaretlerine ne kadar âidiyet duyduğuna bir baksın. Bu bakış ona hakikati fısıldayacaktır.
Alıntı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
İnsan duyu, duygu ve düşünce dünyasını içeriden dışarıya taşırken bedensel imkânlarını, yani mekân sınırları-nı aşan, değişik imkânları kullanabilen tek canlıdır. Yazı, resim ve rakam, müzik ya da geometrik şekiller; tüm bunlar, insanın duyu, duygu ve düşünce dünyasını dışarıya taşırken kullandığı mekânı genişletici âletlerdir. Bu nedenledir ki, yazının temel birimi harf, resim ve rakamın kökleri hrf, rsm, rkm, insanın duyu, duygu ve düşüncesini dışarıya çizmek, nakşetmek anlamına gelir. Her çizme, nakşetme aslında yere/mekâna bir işâret koymadır. Toprağa, kemiğe, taşa, kâğıda veya başka bir yere nakşedilir, işâret konulur. Benzer biçimde bir yerin, toprağın yurda dönüşmesi de insanın duyu, duygu ve düşüncelerini o yere, toprağaişaretlemesiyle mümkündür. Toprak, üzerinde yaşayan in-sanların duyu, duygu ve düşüncelerinin işlendiği bir kanaviçe, dantel hâlini alırsa yurt olur. Anadolu'daki ve Balkanlar'daki Sarı Kız, Sarı Saltuk, Yunus Emre yatırları; Bursa'daki Ulu Cami, İstanbul'daki Süleymâniye, Edirne'deki Selîmiye, her bir şehirdeki mezarlıklar bu topraklar üzerin-de yaşayan insanların işaretleridir. Bu nedenledir ki, işgalciler ilk iş olarak o yeri yurda dönüştüren işaretleri bir bir yok ederler.
İslâm ile ilim kelimesi müterâdif/eş-anlamlı kabul edilebilir. Nitekim tarihî hafızadan İslâm kelimesi silinse onun yerine ilim kelimesi ikame edilebilir. Çünkü hem îmânı hem İslâm'ı hem de ihsânı mümkün, sahîh, müstakîm ve muhkem kılan ilimdir.
Edebiyat
felsefî bir deyişle varlık sorusu, insanın metafizik güvenliğinin ana sorusudur. Üç yer sorusu ve bu sorulara tarih boyunca verilen yanıtlar, ilkece insanın anlam arayışının tarihidir. Gelinen, yaşanan ve gidilecek yerin bilinmesi, insanın yolculuğunun anlamlı olabilmesi açısından son derece vazgeçilmezdir çünkü. Bir yerden gelmek, bir yerde bulunmak ve bir yere gitmek, zamanı çizgisel varsayar; bu çizgisellik kişinin hayatını biricik kılar; biricik olan ve bir daha tekrarlanamayan bu hayat en nihayetinde son bulur. Bu tasvir, bir yerde hayat süren insanın hayatının değerini artırmasının yanında nasıl yaşaması gerektiğini de düşündürtür. Sorumluluk, ahlâk, tüm bu yapılar insanın bulunduğu yerde daha anlamlı bir hayat sürmesini sağlamak içindir.
Alıntı
Ilme/marifete/bilgiye hayatın suyu diyen sûfîler/ârifler, suyun akıcılığına benzeterek, bilginin ilahî seviyede, Evren'in her yanına aktığına/seyelân ettiğine işaret ettikten sonra beşerî seviyede hayatın suyunun, yani bilginin kaynağının insanın kendinde bulunduğunu; bizâtihi insanın benliğinin derinliklerinden kaynaklandığını vurgularlar. Bu nedenle kendini tanımayan, bilmeyen, kısaca kendini bilmenin ilmine sahip olmayan kişi, suyun kaynağından habersiz olacağından, suyun hayattaki öteki uzantılarını da gereğince idrâk edemeyecek; benlik zindanının kapısını açmak için nefis gardiyanının belindeki anahtarlara gözünü dikip bir ömür bekleyecek, sonunda da çürüyüp gidecektir.
Alıntı