İnsan duyu, duygu ve düşünce dünyasını içeriden dışarıya taşırken bedensel imkânlarını, yani mekân sınırları-nı aşan, değişik imkânları kullanabilen tek canlıdır. Yazı, resim ve rakam, müzik ya da geometrik şekiller; tüm bunlar, insanın duyu, duygu ve düşünce dünyasını dışarıya taşırken kullandığı mekânı genişletici âletlerdir. Bu nedenledir ki, yazının temel birimi harf, resim ve rakamın kökleri hrf, rsm, rkm, insanın duyu, duygu ve düşüncesini dışarıya çizmek, nakşetmek anlamına gelir. Her çizme, nakşetme aslında yere/mekâna bir işâret koymadır. Toprağa, kemiğe, taşa, kâğıda veya başka bir yere nakşedilir, işâret konulur. Benzer biçimde bir yerin, toprağın yurda dönüşmesi de insanın duyu, duygu ve düşüncelerini o yere, toprağaişaretlemesiyle mümkündür. Toprak, üzerinde yaşayan in-sanların duyu, duygu ve düşüncelerinin işlendiği bir kanaviçe, dantel hâlini alırsa yurt olur. Anadolu'daki ve Balkanlar'daki Sarı Kız, Sarı Saltuk, Yunus Emre yatırları; Bursa'daki Ulu Cami, İstanbul'daki Süleymâniye, Edirne'deki Selîmiye, her bir şehirdeki mezarlıklar bu topraklar üzerin-de yaşayan insanların işaretleridir. Bu nedenledir ki, işgalciler ilk iş olarak o yeri yurda dönüştüren işaretleri bir bir yok ederler.