Kitabı Farika

Kitabı Farika
@yasingivanc
İstanbul üniversitesi
İstanbul
102 okur puanı
Ocak 2022 tarihinde katıldı
İster maddî ister manevî herhangi bir olgu ya da olay öbeğini yorumlarken kişilerin genellikle bütüne bakma ya da parçaya takılma davranışı gösterdikleri söylenir. Bu davranış, bir örneklemeyle, ormana bakarken ağaçları gözden kaçırma ya da tek tek ağaçlara yani parçalara yoğunlaşır-ken bütünü, yani ormanı atlama biçiminde dile getirilir. Öyle ki, bazı düşünürler Doğu ile Batı zihniyetleri arasındaki farkın her iki sözcüğün delâletleri hakkıyla bilinemese de bütün ile parçaya verdikleri dikkatte belirdiğini vurgularlar. Muhammed Ikbal'in bir gül bahçesinde tek tek güllerle ilgilenen kadîm İranlı bilge ile içine girmeyip bahçeyi dışarıdan bir bütün olarak seyreden kadîm bir Yunanlı filozofun arasındaki en önemli ayrımın, bahçe ile güle yönelik tavırlarında somutlaştığını söylemesi; Richard Feynman'ın kadîm Bâbil matematikçilerinin tek tek örnekler içinde erittikleri genel kural anlayışı ile Yunan matematikçilerin tekil-likleri değişkenlikleri içinde bilinemez kabul edip mutlak-laştırdıkları tümellik anlayışını iki farklı bilme tarzı olarak sunması hep insanın bu bütün ve parçaya yönelik dikkatine dayandırılmıştır. Benzer bir tavrı, Marco Polo ile Kubilay Hân'ın kemer köprü üzerindeki konuşmasında da görürüz: Kemer köprüde tek tek taşlar mı önemlidir, kemer biçimi mi?
Alıntı
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖

Kitabı Farika

, bir kitap okudu
9/10
·112 syf.·
6 günde okudu
·
2025 19. kitabı
Nurullah Ataç
7.8/10 · 868 okunma
Düşüncelerinde tarihî tecrübeyi dikkate alan kudemâ,yazdıklarında ve söylediklerinde özün özünü vermeyi hedef-lemiş; ayrıntıları hareket imkânı vermek üzere kişilere bi-rakmıştır. Bir kişinin Hz. İnsan olmasını da benzer -muhta-sar ve müfid- tarzda dile getirmiştir: Hak ve hakikatte doğ-ruluk (el-sidk fi'l-hakk), eylemde iyilik (el-hayr fi'l-amel), davranışta istikamet (el-istikamet fi'l-ahval)... Bu nedenle ifade etmez. Söyledikleri ve ettikleri, mensûbiyetlerine ic-istikameti olmayan doğruluk ile iyilik tek başına bir anlam kin bir istikamet taşımıyorsa kişilerin ne eleştirileri, ne ha-karetleri, ne yüceltmeleri, ne de aşağılamaları bir kıymet-i harbiye (temiz/mert bir değer) taşır. Düşünürümüz Mehmet Kafiyecî, bu durumu daha da özetler ve bir insanın hak ve hakîkate doğrulukla (el-sıdk maa'l-hakk), yaratılanlara da ahlâkla (el-huluk maa'l-halk) davrandığında insan olabile-ceğini belirtir. İnsan olmak işte bütün mesele!
Alıntı
Mensup olduğu kültürü her şeyiyle el-den geçiren, el-e-s-tir-en, el-e-y-en bir kişinin âidiyeti güçleniyor; o kültürün geleceği adına bir ufuk ortaya koymasına imkân veriyorsa o eleştiri yapıcıdır; kırıp dökme değildir. Bu nedenle elden geçirme ile kırıp dökme, eleştiri ile hakaret birbirinden ayrılmalıdır. Ait olduğu kültürü eleştirme bir özgüven işidir; o kültürü daha ötelere taşıma, derinleştirme, zenginleştirme, sıkılaştırma, pekiştirme amaçlıdır. Hakaret ise ancak ve ancak aşağıda görülen bir şeye yöneliktir. Hiçbir insan değerli bulduğu şeye hakaret etmez; tersine ulular. İşte bundan do-layıdır ki, mensûbiyetini aşağılamak öncelikle kendini aşağıda görmekle başlar. Bir kişi ancak ait olduğu kültürün şahs-ı manevîsi bulunan kavramlarını kaybetmişse o kültürü aşağılar. Bu nedenle, vicdanları terbiye etmeden yalnızca idrâkleri eğiten milletler, kültürler kendi mensupları tarafından aşağılanmaya hazır olmalıdırlar.
Alıntı
Bir kişi, bir millet, bir kültür kendi anlam-değer dünyasını, bundan dolayı da anlamlandırma yeteneğini kaybetmeye başlarsa kendi vicdanı önünde küçük düşer; aşağılık kompleksine kapılır. Bu kompleksin en önemli göstergesi, özgüvenini kaybetmek; sahip olduğu dinî, ilmî, siyasî, ahlâkî, estetik, tarihî tüm değerlerden önce şüpheye düşmek, sonra uzaklaşmak, en nihayetinde terk etmektir. Ancak terk edişe eşlik eden, hatta onu önceleyen, kendi değerlerini, maneviyâtını, vicdanını, anlam-değer dünyasını aşağılamaktır. Aşağılamak, terk edişi kolaylaştıran bir tatmindir, bir geçiştir. Tam bu noktada kişinin mensup olduğu kültürü eleştirmesi ile aşağılaması arasında ciddi bir ayrım yapılmalıdır. Eleştiri mensübiyeti ve âidiyeti güçlendirir, zayıflatmaz; çünkü eleştiriden amaç eleştirilen şeyin daha güçlü hâle getirilmesidir, zayıflatılması değil; varoluşunu pekiştirmektir, yok etmek değil.
Alıntı